FİLOZOFLAR NE DÜŞÜNÜR?

Her şeyin başında ne vardı? Güzeli ne güzel yapar? Doğru olan bir şey niye doğrudur? Seni sen yapan nedir?

Bu tür soruları duyduğumuz ilk anlarda aklımıza ne gelir? Bazılarımızın aklında farklı düşünceler gelmesi mümkün olsa da, öyle sanıyorum ki, çoğumuz bu soruları işittiğimiz ilk anda, ya onları cevaplandırılması çok kolay, ya da üzerinde düşünülmeye değmeyecek kadar faydasız sorular olarak görürüz. İtiraf etmeliyim ki, bu çoğunluğa ben de dâhilim. Dolayısı ile çoğunlukla bu soruları duysak bile onlar üzerine kafa yormayız.

Ancak kimi zaman birisinin zorlaması ile, kimi zaman okuduğumuz bir kitabın ya da dinlediğimiz bir müziğin etkisi ile, hatta kimi zaman öylesine bu sorulardan her hangi biri üzerine düşünmeye başladığımızda, sorular artık gözümüze ne eskisi gibi kolay ne de gereksiz görünmeye başlar. Öyle ki kimi zaman hayatımızın bütün anlamı bu sorulara cevap bulmaya bağlıymış gibi gelebilir bize. Üstelik de kimi zaman saatlerce, günlerce, hatta kimi zaman yıllarca aramamıza rağmen içimize sinen bir cevap bulamaya da biliriz. Kısacası bir şey bizi üzerinde düşünmeye zorlamasa, bir anımızı bile vermeyebileceğimiz bir soru sadece bir an üzerinde düşünmek zorunda kalınca tüm hayatımız boyunca sürekli bizi meşgul eden, bir türlü çözemediğimiz bir sorun haline gelebilir.

Peki bir soru nasıl bize bir an için bu kadar önemsiz gelip bir an sonra hayatımızın en önemli sorunu haline gelebilir? Böylesi bir sorunun bizim zihnimizdeki anlamını bu kadar kısa sürede değiştiren şey nedir? Bu soruların sırrı nedir? 

Bu sırrı çözmeye bence soruları ilk duyduğumuzda onları neden önemsiz bulduğumuzu düşünmek başlamak en doğrusu. Çünkü soruları ilk duyduğumuz anda böyle hissetmemizin çok basit bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence neredeyse hepimiz, zaten bu soruları duyduğumuz o ilk andan yıllar önce onların cevabını çoğu zaman hiç farkında olmadan, ne yaptığımızı anlamadan veriyoruz. Elbette bu yorum okunduğunda akılda bazı sorular oluşabilir. Her şeyden önce bir sorunun cevabını onu anlamadan cevaplamak mümkün müdür? Ve de hayatımızı boyunca çoğu zaman önemsiz gördüğümüz bir soruyu nasıl çoğumuz üstelik de onu duymadan yıllar önce cevaplamış olabiliriz?  Bu soruların cevabını vermek için insan zihninin nasıl çalıştığı üzerine biraz düşünmek gerekiyor.

İnsan zihni insanın yaşadığı her an, etrafında bulunan milyonlarca farklı rengi, kokuyu, tadı, sesi, yumuşaklığı, sertliği algılar. Bu algılamalar beynimize ilk ulaştığı anlarda sadece bir tür elektrik sinyalidir. Bir an sonra ise sadece anlamsız bir bilgi yığınıdır. Bu bilgi yığınına anlam verebilmemiz için zihnimizin onları anlamlandırmak için bir yol geliştirmesi lazımdır. Örneğin önümüzde duran iki yemeğin olduğunu varsayalım. Hangisinin tadı daha güzeldir? Daha tuzlu olanın mı? Daha sıcak olanın mı? Peki güzel bir yemeğin içinde mutlaka olması gereken bir malzeme var mı? Ya da hiçbir yemekte olmaması gereken bir malzeme var mıdır? Bu soruların cevapları sayesinde biz bir yemeğin tadının güzel mi yoksa kötü mü olduğuna karar veririz. Bir bakıma, aslında anlamsız bir elektrik sinyali olan yemeğin tadı, bizim bu soruya verdiğimiz cevaplar sayesinde bir anlam kazanır. Benzer bir şekilde örneğin bir tanıdığımızın çocuğu ile sohbet ettiğimizde, çocuğun konuşma üslubu, ses tonu, hatta bakışları, bir takım sorulara daha önce verdiğimiz cevaplar sayesinde zihnimizde bir anlam kazanır ve biz o çocuğun nasıl bir insan olduğuna, örneğin korkak mı, zeki mi, ahlaklı mı, dürüst mü olduğuna karar veririz.

Kısacası, daha ileriki yıllarda üzerinde düşünme gereği bile duymayacağımız binlerce soruya biz aslında hayatımızın ilk yıllarında cevaplar veririz. Ve bu cevaplar sayesinde etrafımızdaki Dünya, içinde yaşadığımız toplum, annemiz, babamız, oğlumuz, kızımız, hatta kendi bedenimiz, duygularımız davranışlarımız bir anlam kazanır. Onların ne derece güzel veya çirkin, ne derece doğru ya da yanlış, ne derece iyi ya da kötü olduğuna, hatta kimi zaman onların ne olduğuna bu sorulara verdiğimiz cevaplar sayesinde karar veririz. Bir bakıma tüm sorular ve cevapların yardımıyla bizler hayatımız boyunca zihnimizde oluşacak tüm duygu ve düşüncelerimizin ve de vereceğimiz kararların altyapısını oluşturacak bir zihinsel zemin oluştururuz. İnsanların sahip olduğu bu zihinsel zemini, onların sahip olduğu yaşam felsefesi olarak da adlandırmak mümkündür. Ve de bitkisel yaşam veya komada olanlar haricinde her insan yaşamının ilk yıllarından itibaren mutlaka böylesi bir zihinsel zemin ya da bir tür yaşam felsefesi edinir.

Normal zamanlarda bizler kendimize ait böylesi bir felsefi bir bakışın olduğunu fark etmeyebilir ya da unutabiliriz. Tıpkı zaman zaman etrafımızı saran havanın varlığını unutabildiğimiz gibi. Çünkü bu zemin doğduğumuz andan içinde yaşadığımız Dünya tarafından çok erken bir zamanda şekillenmiş ve sonrasında tıpkı hava gibi hep etrafımızda var olmuştur. Dolayısı ile çok küçük yaşlarda olanlar hariç insanların bu zeminin oluşmasını sağlayan sorularla karşılaştığında onları üzerinde düşünülmeyecek kadar kolay ya da faydasız olarak görmesi doğaldır. Soruların kolay gelecektir, çünkü zaten yıllar önce farkında olmadan onların cevabını vermişizdir ve o cevaplar bizim zihnimizin en temel yanını oluşturur. Sorular faydasızdır, çünkü onlara verilen cevaplar bizim için en doğal, Dünyanın her zaman var olan ve hiç değişmeyecek gibi gördüğümüz yanlarından biri haline gelmiştir. Nasıl bir sabah Güneş’in doğmayacağı ihtimalini çoğunlukla aklımıza getirmezsek, bu sorulara da bir gün farklı cevaplar verebileceğimizi çoğunlukla düşünmeyiz.

Düşünce, duygu ve kararlarımızı üzerine kurduğumuz zihinsel zeminimizin, ya da belki de farkında bile olmadan sahip olduğumuz felsefi bakışımızın ne kadar önemli olduğunu bu zihinsel zeminin ya da felsefi bakışın çok küçük bir bölümünü bile yitirmeye başladığımızda anlarız. Örneğin her birimizin güzel bir insanın nasıl olması gerektiği ile ilgili aklımızda oluşan bir zemin vardır. Belli bir insanın güzel olup olmadığı ile ilgili düşünceler ve duygular bu zeminin üzerinde şekillenir. Kısacası hepimizin Hangi insan daha güzel, sorusuna verdiğimiz bir cevap vardır. Varsayalım ki, her hangi bir nedenden dolayı bu soruya verdiğimiz cevabın doğruluğundan artık emin değiliz. Belki okuduğumuz bir kitap, ya da konuştuğumuz bir insan, güzel olduğunuz düşündüğümüz insanların aslında öyle olmadıklarına bizi inandırdı. Bu durumda artık yaşadığımız toplumdaki her hangi bir insana baktığımızda gördüğümüz eskisinden çok farklıdır. Muhtemelen birkaç gün çok hoşumuza giden pek çok insan artık gözümüze hiç de hoş gözükmemektedir. Söz konusu insanlar bu birkaç gün içinde hiçbir şey değişmemiştir. Ancak, onların bizim zihnimize gönderdiği binlerce karmaşık elektrik sinyaline artık farklı anlam vermeye başlamışızdır, çünkü o anlamı veren zihinsel zeminimiz ya da felsefi bakışımız değişmiştir. Ve bir defa felsefi bakışımız değiştiğinde, aslında eskisi ile tamamen aynı kalsa da, bize etrafımızdaki insanlar, ait olduğumuz toplum, hatta bazen Dünyanın tamamı eskisinden bambaşka bir şekil almış gibi gelir. Öyle ki, bazen felsefi bakışı değişen insanlar, daha önceki yıllarda düşündüklerinin hissettiklerinin anlamsız olduğunu, onca yıl boyunca kendini kandırmış olduğuna inanır. Çünkü zihninde şekil bulan yeni Dünyada daha önceki tüm kararlar onlara anlamsız ve saçma hatta kimi zaman ahlaki olarak yanlış gözükmeye başlamıştır. Elbette zihninde şekil bulan bu yeni Dünya da bir gün değişebilir, hatta eski haline bile dönebilir. Bu durumda elbette eski duyguları ve düşünceleri ve karaları insanlara bir kere daha anlamlı gelmeye başlayacaktır.

Yazının bu noktasında şöyle bir soru sorulabilir. Madem her insan kendine ait bir felsefi bakış açısına sahip, o zaman filozofların diğer insanlardan farkı nedir? Filozoflar diğer insanlardan farklı olarak ne yapıyorlar ya da ne düşünüyorlar? Filozofların filozof olmayan insanlardan en önemli farkı, onların yazımın ilk başında yazdığım çoğumuzun çok da vakit harcamaya değmediğini düşündüğümüz sorular ve benzerleri üzerine düşünmek için ciddi bir vakit harcamalarıdır. Çoğu zaman amaçları sadece cevapları bulmak değildir. Genellikle aynı zamanda verdikleri cevabın ne anlama geldiğini keşfetmek ve o cevabı neden verdiklerini de kendi kendilerine açıklamak isterler. Bir bakıma amaçları, gerek kendilerinin gerekse başka insanların sahip oldukları zihinsel zeminlerin ya da felsefi bakış açılarının hiç olmazsa bir bölümünü kendilerine açıklayabilmektir. Elbette bunu yaparken sorulara verdikleri cevaplar değişebilir. Böyle bir değişim olursa söz konusu Dünyanın filozofun zihnindeki yansıması da kimi zaman kısmen, kimi zaman da tamamen değişecektir. Kısacası, bir insanın, filozof olmaya karar verirken, kimi zaman, hayatını altüst edebilecek bir ya da birden fazla zihinsel dönüşüm yaşamayı göze alması gerekir.

Peki, filozofun verdiği emek ne işe yarar? Farklı şekilde ifade etmek gerekirse, kendisinin ya da çevresindeki insanların zihinsel zeminleri ya da sahip oldukları felsefi bakış açılarını kısmen ya da tamamen keşfetmesi filozofa ve içinde yaşadığı topluma ne faydası vardır? Her şeyden önce hayatımızda oldukça büyük bir rol oynayan felsefi bakış açımız, hemen hemen her insanın farkında olmadan oluşturduğu bir yanımızdır. Bu bakış açımızı sorgulamamızı sağlayacak soruları duyduğumuzda çoğu zaman bu sorular bize kolay gelir. Ama onların cevaplarını çoğu zaman farkında olmadan verdiğimiz için, soruların üzerine ilk düşündüğü anlarda çoğu anlarda çoğu insanın aklı karışır, hatta insanların bu kafa karışıklığını gidermek için bazen karşısına çıkacak ilk görüşe inanacak ve onun hayatını biçimlendirmesine izin verecek hale gelmeleri de mümkündür. Filozoflar öncelikle sorulara fark etmeden verdiğimiz cevapları hem kendileri yeniden keşfederler, hem de görüşlerini farklı yollardan bizlere aktararak, bizlerin de bu sorulara verdiğimiz cevapları yeniden keşfetmemizi sağlarlar. Bu da bizlerin tüm düşüncelerimizi, duygularımızı belirleyen, Dünyayı nasıl göreceğimizi belirleyen zihnimizin en temel yanını keşfetmemizi sağlar. Böylece bazen kendimize bile tuhaf gelen birçok düşüncemizin ve duygumuzun temelinde neyin yattığını keşfedebiliriz. Bunun ötesinde filozofların söz konusu sorulara verebilecek olası farklı cevapları da anlamamızı sağlaması da mümkündür. Bu ise bizim kendi cevaplarımızı ve dolayısı ile zihinsel zeminimizi değiştirmese bile, karşılaştığımız farklı insanların sahip olduğu zihinsel zemini anlamamızı ve de onların Dünyayı nasıl gördüğünü fark edebilmemize yardımcı olur. Dolayısı ile belki daha önce bize duygu düşünce ve davranışları tuhaf gelen insanları bir anda anlamaya başlarız, hatta bazen onların gözünde de kendimizin nasıl tuhaf göründüğünü fark edebiliriz. Elbette kendi felsefi bakış açımızı yeniden sorgulamamız ve bu defa bilinçli olarak ve bunu niye yaptığımızı bilerek yepyeni bir felsefi bakış açısı oluşturmamız da mümkündür. Böyle bir bakış açısı oluşturmak yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı elbette zordur ve çoğu insan için sarsıcıdır, ancak daha bilinçli olarak oluşturulmuş yeni felsefi bakış açısı, hayatımızın ilk yıllarında farkında olmadan oluşturduğumuz eski bakış açısına göre muhtemelen çok daha sağlam olacaktır.

Ben kendini filozof olarak gören bir insan değilim. Hayatımı bu yazının başında bahsettiğim soruları ve onlara verilebilecek cevapları anlamaya adamadım. Yazımın çeşitli bölümlerinde bahsettiğim, sorulara verilen cevapların değiştiği anlarda yaşanan sarsıntıları ben de yaşadım. Yine de çoğu zaman bu soruları en azından ilk duyduğum anlarda onları basit ve gereksiz bulduğum zamanlar oluyor. Ancak bu sahip olabileceğimiz çeşitli felsefi bakış açılarını ve bunların hayatımıza etkilerini sorgulamanın, hem kendi toplumumuzu hem de diğer toplumları anlamamıza büyük bir katkı sağlayacağını sağlayacağım. Bu nedenle bu yazıdan başlayarak birkaç yazımı felsefe tartışmalarına ayıracağım. Bir sonraki yazım güzellik anlayışımızı ve ahlak değerlerimizi belirleyen sorular üzerine olacak.



Bu yazı 2010-01-02 tarihinden beri toplam 1159 kere görüntülenmiştir.

 E-Mail: keremcantekin@gmail.com
Yazar: Kerem CANTEKİN 




Yorumlar


2010-04-12 22:49:08
Yorum Yazan: kıvanç göksu

filozoflar kendilerinden yola çıkmalarına rağmen,kendileri ariç herşeyi ele almışlardır,temel düşünce toplumun iyiliği,kaliteli yaşam olmuştur,hayat düşünce ile başlar,filozof sonuca ulaşsın ulaşmasın,düşünür,ara,sorgular,bulduğuyla yetinmez hep daha iyisi için çabalar,yeterli olmanın üstünde,devam etmenin güzelliğini yaşar yoksa yaşamaz mı?
2010-01-23 17:46:47
Yorum Yazan: baran aydın

Çok güzel bir yazı olmuş tebrik ederim.Elinize sağlık.Zihinsel döünüşüme her an hazırlıklı olmak ve aklı bununla yeniden kurmak insan olabilmenin onuru olmalı...
2010-01-15 02:37:12
Yorum Yazan: ender

yeri gelmisken su ideolojilere ve ideologlara da bi kösiveriyim izninizle..kuskuculuğun kurucusu sayılan pyrron efendi hakkında bi hikaye anlatılırmıs,pyron bir eylemin bir diğerinden daha akıllıca olduğundan emin olmamız için asla yeterince bilgiye sahip olmadığımızı ileri sürmüs...(mantıksızca gelen bi sey yok dimi ? herkes ee doğru tabi diyodur) bu pyron bi gece yürürken felsefe hocasını görüyo yolda..adamın kafası bi yere sıkısmıs ve kendini de kurtaramıyo..neyse pyron biraz düsünüyo ve hocasını o durumdan kurtarmanın yararlı olacağını düsünmek için yeterli neden olmadığına karar verip adamcağızı o halde bırakıyo,,,neyse civardaki insanlar durumu görünce yardım edip adamı kurtarıyolar sonrada pyrona kızmaya onu acımasızlıkla suçlamaya baslıyolar...ancak hocası kendi öğretisine sadık kalarak davrandığı icin tutarlılığından dolayı yani pyronu kutluyo...(bertrand russel ) simdi hocam dünyayı sablonlarla anlamayı ve acıklamayı (ideolojilerle) huy edinenlerde bir zaman sonra tutarlılık saplantısı olusuyo...ve bu kisiler bu evreden sonra sırf tutarlı olabilmek adına sevdiklerinin ızdıraplarına bile seyirci kalabiliyolar...bunu heralde bircoğumuz farklı vesilelerle tecrube etmistir...simdi hocam konu burdan sonra cok cetrefillesiyo aslında ....onları yazarak ifade edemem ama özet yazmaya calıscam...yok olmuyo konuya giremedim bi türlü neresinden giricem bilmiyorum acıkcası...ya bir cok sey cok yanlıs geliyo bana hayatı tarihi yada olayları birileri anlasın diye sadelestirmeye kalkısmak onlara pratık yollar sunmaya cabalamak bana korkunç bir kibrin tezahürüymüs gibi geliyo..bakın ben inceledim tüm detayınada vakıf oldum ama simdi bunlar sizi asar , buyrun ben size sindirebileceğiniz kadar kücük lokmalar halıne getirdim afiyetli yiyin demesi gibi geliyo...güzel esittir simetrik böyle bisey degildi tabiki :) ...parya kızcak ama buna istihbaratta ön alma denir ...yapılmadan önce söylersin ya planlayanlar yapmaktan vazgecer yada düsünülen yapılsa bile etkisi azaltılmıs olur bir nevi ası diyelim...konu neydi unuttum...matematikle aritmetik arasında benim tarif ettiğim seyi anlamadığını görüyorum...ayrıca beynin isleyisi üzerine öyle kesin konusuyosunki sasıyorum..hayatta senin bahsettiğin kesinlikler yok ....bu froyd baba da diyoya iste dakikada bilmem kac kere aklından sen farkında olmasan bile cinsellik geciyo falan ben farkedemiyosam sen nasıl ediyosun be birader diyorum..mutlaka bi test le acıklama getirilmistir :P hadi onu geçtim termodinamik ve onun enerji varken yok olamaz yoktan var olmaz KANUNU nasıl deneyini yapmıslar acaba , yada yerçekimi kütleyle doğru uzuklığın karesiyle ters orantılı dimi? formul buydu heralde yani bi aritmetiği var , peki bu cekim kuvvetinin aracısı ne ? mekanizma ne yani ? cekim kuvvetini ileten ne? matematiği ne yani? graviton mu? yok öyle bisey, yada geometriden noktanın boyutu yoktur , yani sıfır ,iyi peki , ee o zamann sonsuz çoklukta noktadan olusan dairenin boyutu nasıl iki oluyo..sonsuz tane 0 edermi 2 ? bebelere hala sürtünme YASASI denen abukluk öğretiliyo , neymis sürtünmü kuvveti sürtünen alandan bağımsızmıs, yahu bu yalanlanalı 300 sene oldu heralde dimi , yada p v nrt hiç olmayan bir mükemmel gazın davranıs prensipleri , biyolojide 0 grubu herkese kan veren oluyo genel verici , doktorlar neden bunu kesfedememiski dimi? dunya yuvarlakmıs allah kopernikten razı olsun mu? eric von danikeni okudunuz mu hiç?? adam ın zihni söyle çalısıyo sanki , ulan biz karanlık çağda henuz 300 500 yıl once bile birbirimizi kesiyoken bi ara almanyada cadı diye kese kese kadınların soyunu tüketmeye yaklasmısken nasıl olurda bu sefil halk bundan bin sene önce boyle yapılar insaa eder ? bu bunların isi değil ee bizde yapmadığımğza göre bunu olsa olsa uzaylılar yapmıstır der cıkar isin icinden,,,cok uzattım batı formlu düsünme ve onun sablonlarıyla bilim üretme onun kultürel sınırlamalarıyla yapılacak felsefe hepsi bitti...duvara carptı..geleceği yok...BAK mesala herseyin basında ne vardı sorunu inceliyelim..birincisi anlatım bozukluğu, kastetmeye calıstığın sey o cümle kurgusuyla türkce de düsündüğün anlamı vermez...neyse sorduğun soru bi kere bizsel değil..nerden anladım cunku 01 mantığı kokuyo ...son baslangıç...simdi hocam biz bebekleğimizden beri bir baslangıç ve son kabuluyle yetistik...filmlerin bası olur filmlerin sonu vardır gün baslar gün biter uzutmıyım anladın iste baslangıç ve son sistematiği...hatta bi cok kadın insanlar bisey yasamadan YA SONRA gibi anlamlı soruyu sorarda anı mahfederler neyse...bu baslangıc son olayı aslında dogada yok ,,,dogada döngü var , madde enerjiye enerji maddeye , termodinamikte diyoki enerji yoktan var olmaz varken yok olamaz,ki bunu bilmesekte yine aynı sonuca varabilirdik örneğin bir kalemi küçülterek yok edebilirmiyiz ? her küçük parcanın bir alt birimi olucak sonucta .... yanii evrenin ve evrendeki seylerin bir baslangıcı yok , ve birde sonu olmuycak, YANİHERSEY HEP VARDI HEPTE VAR KALICAK , AMA dönüserek ....
2010-01-15 00:37:23
Yorum Yazan: Kerem CANTEKİN

Yazınızda benim kendimi entellektüel olarak görüp görmediğimi sormuşsunuz Ender Bey. Ben kendimi felsefeye ilgi duyan bir kişi olarak görüyorum. Bu beni özel olarak bir kesimle anılmamı sağlar mı sağlamaz mı bilmiyorum. Ama en azından kendi açımdan felsefe ile ilgilenmek benim için ne bir üstünlüktür, ne de aşağı bir konumdur. Elbette toplumumuzda farklı insanlar farklı konularla ilgilenecektir. Her insanın kendine göre iyi ve kötü olduğu alanlar olacaktır. Kimi insanlar anlamsız konularla ilgilenip vakit de kaybedebilirler. Ancak sonuç olarak farklı insanların farklı konularla ilgileniyor olması bazı insanın yaptığı hataların diğer insanlar tarafından telafi edilmesini sağlar. Sonuç olarak Ender Bey, ben gerek bu sitede gerekse başka sitelerde hiçbir konu sınırlaması konulmadan her türlü konunun tartışılabilmesi taraftarıyım. Siyaset benim tanımımca bir toplumun kendini nasıl yöneteceğini belirlediği yapıya verilen isimdir, ve toplumun farklı bireyleri olarak üzerimizdeki siyasi sorumluluğu gereğince yerine getirmek için bence olabildiğince farklı açılara, üsluplara, konulara sahip yazıları tartışabilmeliyiz. Sonuç olarak Ender Bey, bahsettiğiniz tüm sorunlar ve hatta mesajınıza yazmadığınız sorunlar üzerine de ben ve eminim birçok farklı arkadaş da düşünüyoruz. Benim özellikle bu sitede yazdığım tüm yazıların temelinde içinde yaşadığımız toplum üzerine kafa yorarken aklımda oluşan fikirler vardır. Siz bunları belki toplumsal sorunlarla hiçbir bağlantısı olmadığını düşünebilirsiniz, ama emin olun benim aklımın bir köşesinde kendimce tüm bu yazdıklarımın bahsettiğiniz tüm sorunlar ile bağlantısı var. Sonuç olarak Ender Bey, tartışmak istediğiniz başka bir konu varsa tartışalım. İsterseniz hemen burada isterseniz başka bir ortamda... Eğer aklınızda bir proje varsa da eğer verebilirsem destek vermeyi isterim. Anlayacağınız yapacağınız farklı katkılar beni çok sevindirir. Ancak ben de kendimce bir fikirsel temel oluşturmaya çalışıyorum. Eğer bu temelin oluşmasına katkı sağlarsanız da çok sevinirim. Tabii yukarıda da daha faydalı bir konuyu tartışmaya açmak istereniz de bu tartışmaya da seve seve katkı sağlamaya çalışırım.
2010-01-15 00:34:58
Yorum Yazan: ender akpinar

atatürkün muhtemelen şamda bulunurken 25 26 yaslarında "su ana kadar okuduğum filozoflar arasında insanlığın iyiliği için gerçekçi çözumler sunan birine rastlamadım" dediğini biyerlerde okumustum ama kaynak sorarsan net bisey soyleyemem ,,,bunun yanında sen bana buna benzer bir cevap verseydin kaynağini belirtemediğin surece bilgiye kuskuyla yaklasırdım...cünkü bu konularda ise cok fazla edebiyat karıstırdılar...yalnız kızmazsan sana bisey söyliycem..bircok yerde aynını yapıyosun beni söylemediğim bi seyi söylemis gösterip sonra o konuda beni elestiriyosun..ben filozofları okumak zaman kaybıdır mı dedim ? yazdıklarımın neresinde bunu dedim? ben evinde yangın varken komodo adasındaki ejderlerin neslinin tükenmesine hayıflanmanın pek akıllı adam isi olmadığını söyledim...
2010-01-14 20:56:14
Yorum Yazan: Kerem CANTEKİN

Öncelikle, serim kelimesinin anlamını bilmiyorum. Bahsettiğiniz yorumu okurken o kelimeye dikkat etmemişim. Ekşisözlükte kelimenin anlamı ile ilgili başlıklar var. Şuradan bakabilirsiniz. http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=serim Ezginin Günlüğünün bir şarkısında bile lafı geçmiş sanırım. Felsefenin günümüz Türkiyesi için ne kadar faydalı ya da faydasız olduğu konusunda ise şöyle düşünüyorum. Öncelikle Ender Bey, Dünyadaki büyük liderlerin hemen hemen hepsi az ya da çok teorik eserler özellikle ideolojiler hakkında bilgi edinmiştir. Örneğin Marks, bir yandan 1848 yıllarında başlayan devrim hareketlerine katılmıştır. Ama bir yandan da sosyalizmin bir teoriye ihtiyacı olduğunu düşünmüş ve bu konuda çalışma yapmıştır. Lenin, beğeniriz ya da beğenmeyiz, örneğin iktisadi işleyiş konusunda kafa yormuş ve ciddi fikirler üretmiştir. Mustafa Kemal de Marks ve Lenine göre çok az fikir çok daha fazla eylem adamı olsa da ideolojiler konusunda oldukça ciddi bir bilgi sahibidir. Ve bu bilgiler de bence onun eylemlerini şekillendirmiştir. Bilmiyorum siz Atatürk'ün örneğin Fransız filozoflarının eserlerini okumasını vakit kaybı olarak mı görüyorsunuz? Üstelik de içinde yaşadığı Osmanlı İmparatorluğu parçalanma sürecinin içindeyken ve konuşulması gereken çok daha somut konular varken. Örneğin sizce Jean Jack Russo'nun Toplum Sözleşmesini okurken Atatürk vakit mi kaybediyordu? Daha önce de belirttiğim gibi Ender Bey, siz farklı düşünüyorsanız buna saygı duyarım, ama ben gerek ideolojilerin gerekse ideolojilerden bağımsız olarak felsefenin toplumların sorunlarını çözecek fikirleri oluştururken bize yardımcı olacağını düşünüyorum. Atatürkün de eğer bence eylemlerinden faydalanılarak daha sağlam bir ideoloji oluşsaydı, bugün bu eylemler bizim sorunlarımızı çözerken bize daha fazla ışık tutabilirdi. Matematiğin ne olduğu bu yazımın konusu değil. Bu yazımda bahsettiğim görüşlerin ne derece doğru ya da yanlış olduğunu test etmek için yorumlarda ortaya atılan bir konuydu. Yazıda asıl vurgulamak istediğim insan zihninin ne kadar güçlü olduğu idi. Ki bu en azından benim bahsettiğiniz birçok sorunla ilgili düşündüğüm çözümleri oluştururken faydalandığım bir görüş. Zaten bu nedenle, Türkiye Ekonomisinin yıkılması, işsizlik, insanların aç ve kızgın olması konularında benim aklıma gelen çözümlerin çoğu bu yazıda bahsettiğim temellerin üzerine kurduğum düşünceler. O nedenle bu yazıda bu temelleri tartışmak istedim. İyi ki de tartıştım, çünkü siz bu konuda benden farklı düşünüyormuşsunuz ben de sizin ve diğer arkadaşların yazdığı yorumlar sayesinde kendimi geliştirme imkanı buldum. Kısacası, bir ülke ya da Dünya büyük sorunlar yaşarken bile bence insanlar ideolojiler ve felsefe üzerine düşünmeye devam etmelidir. Çünkü bu konular insanların bu sorunlara çözüm üretmelerine katkı sağlar. Elbette bu düşüncem bana ait bir düşünce. Siz bu konuda bana katılmayabilirsiniz.
2010-01-14 19:30:21
Yorum Yazan: Kerem CANTEKİN

Ender Bey, yazınızla ilgili belirtmek istediğim üç farklı konu var. Daha düzenli olması için üç ayrı mesajla yazmam sanırım daha iyi olacak. İlk mesajda ana tartışma konusu hakkındaki görüşlerinizi tartışacağım. İkinci mesajda yazdıklarımın neden tüm bahsettiğiniz sorunlar ki ülkemizin sorunları da bunlara dahil, önemli bulduğumu yazacağım. Son mesajda da mesajınızda sorduğunuz kendimi bir entellektüel olarak görüp görmediğim sorusuna cevap vermek, bunun dışında mesajınızda belirttiğiniz genel bakış açısı hakkında yorum yapmak istiyorum. Ender Bey, 2*3=6 nın doğru olmasını sağlayan iki etken vardır. Öncelikle 2 3 ve 6 nın ne olduğunu tanımlarız, sonra da * işlemini bu tanımlar gereği de 2*3=6 doğru bir işlem olur. * daha farklı tanımlanırsa işlemin sonucu da değişir. Burada tabii özellikle 2 ile 3 tanımlanırken zihnimizde iki işlem meydana gelir. İlki iki sayısı zihnimizde tanımlanır. İkincisi de iki sayısını ifade etmemizi sağlayacak rakamlar. Dolayısı ile iki sayısını 2 ya da 11 şeklinde yazdığımız zaman söz zihnimizde oluşan rakamların sayısı birbirinden farklıdır. Başka şekilde ifade etmek gerekirse zihnimiz sayıyı iki durumda da aynı şekilde tanımlamıştır ama iki örnekte onu rakamlarla ifade ediş tarzı farklıdır. Rakam sisteminin tamamen bizim zihnimizde oluştuğunu ve biz istediğimiz zamanlarda değişebileceğini sanırım siz de taktir edersiniz. Ama sayılar bir miktar kafa karıştırıcıdır sanırım. Örneğin bir tepenin üstüne bakıp da iki tane taş gördüğümüz zaman biz orada olmasak, hatta Dünyada hiç insan olmasaydı bile o iki taşın orada olacağını biliriz. Bu durumda iki sayısının da insan olmasa da var olacağını söyleyebilir miyiz? Hayır söyleyemeyiz çünkü iki sayısı o tepede yanyana duran iki taşın oluşturduğu bir kavram değildir. İki sayısını biz gözümüzün beynimize aktardığı anlamsız veriye bir anlam verebilmek için oluşturuz. Bu şekilde gözümüzle gördüğümüz görüntüden tepedeki taş miktarını öğrenmemiz mümkün olur. Benzer şekilde taşın şekline karar vermek için zihnimizde küp, piramit, silindir, küre gibi hayali şekiller oluşturabilir ve taşın şeklini bunlardan birine benzetebiliriz. Yine küre, küp, piramit gibi tüm kavramları biz oluşturmuşuzdur.
2010-01-14 18:15:09
Yorum Yazan: az bulunan temiz baslangıç

:) valla hayatım boyunca ne zaman yazsam hep sıkıcı oldu bunu biliyo o yüzden kısa tutmaya calısıyodum , bi daha da yazmam , benim için siyaset kahvesi bitmistir :P
2010-01-14 15:20:40
Yorum Yazan: İşçi

Ender'e gevelemişsiniz desek, çok sofistike olurdu. Adam yıldızlarla Türk hakanlarının otağları arasındaki ilişkiyi bile biliyor. Ne süper adam! Bize Rienmann geometrisini de açıklar, eminim. Bir de sibernetik mi okumuş ne... Kalkmış bize insanların açlığından dem vuruyor. Eğer dert ediyorsan dile getir, yaz, eylemlere katıl be kardeşim. Bizden ne istersin. Biz emekçilerin derdi kendimize yetiyor. Gölge etme, ne olur.
2010-01-14 14:56:12
Yorum Yazan: İşçi

Akpınar lütfedip bize doğru yolu göster. Müridin olıcam senin, valla ayol. Kurtar bizi. lobachewsky ya da riemann ya da başka geometrileri lisede öğretmemişler, biz ne yapalım. Belki merak eden öğrenen çıkar diye yazmış yazar. Sahi jonh benjamini de sen bize öğret, yalnız kafa şişirmeden, okunduğunda anlaşılabilir cümleler kurarak, lütfen. Tut elimizi, babasın...
2010-01-14 14:47:39
Yorum Yazan: Vatandaş

Ben de açık konuşayım: Ne geveleme yapmışsın, geveleme işte böyle serimlenir.
2010-01-14 12:15:04
Yorum Yazan: ender

kerem 2*3 : 6 nın yalanlanabilirliği aritmetik kuralların sonsuz cokluğa ulastıklarındaki yine aritmetik özellikler kullanılarak olusan bazı celiskilerden dolayı yalanlanabilir(bu kelimeyi yanlıs kullanıyorum sanırım ama doğrusu aklıma su an gelmiyo). yoksa 2 ye 5 dersin yada roma rakamıyla yazarsın bu sekilde cevap 6 olmaz sekliyle sonuç yalanlanır gibi düsünme. kumandaya ayı deseydik ayı bilcekti herkes ama kumanda yine olucaktı ve yine aynı isi görcekti ...ben insanın kendini kesfetmesine değil karsı, atesli bir taraftarıyım diyebilirim ..ama bu kendine bakısta sana ait araçlar vasıtasıyla olmalı(bence tabi)...bak eminim duymussundur turklerde soyutlama yeteneği yoktur derler o yüzdende bazı yabancı kavramların turkce karsılığı olmamasından sikayet ederler...örneğin renkleri ifade ederken bile çimen yesili yavru agzı gibi daha sınırları belli somutlastırılmıs sekilde renkler tanımlanır...yada ne biliyim örneğin türklerde yerlesim geceleri yıldızların gökyuzundeki parlaklıkları model alınarak olusturulurmus..mesela demirkazık (sanırım kutup yıldızı) en parlakya gokyuzunun yeryuzune yansıması alınır ve demir kazığn olduğu yere kağanın cadırı ondan daha az en parlak yıldızın yansımasına iste tiğinin yada teğinin neyse artık onun cadırını kurarlarmıs...boylecede yer yuzu ve gokyuzu bir butünün es parcaları olurmus,,,neyse suraya getiricem bircok defa burda yada baska yerlerde gördüğüm tartısmalar ve onların konusu ve tartısmaların mekanizması bizsel olmayan kaygıların sorunların bakıs acılarının kabullerin sonucu ,nasıl daha acık ifade edebilirim bakk mesala bizde doğan cocuk masumpekdir onu rüyasında melekler güldürür oysa hristiyanlarda ademden ötürüydü sanırım ilk günahla ilk günahın onlara mirasıyla dogarlar o yüzdende vaftiz edilirler...simdi bak adamların kültürleri buna göre sekilliniyo ve sonra diyelimki bunlarda hukuk alanında bi tartısma cıkıyo ve bir suçun islenmisliği onu isleyenin varislerinede etki edermi tartısılıyo...mesala almanlar cıkıp yahudilerden özür diloyo ...simdi bizde çıkıp bu konuyu tartısmaya baslıyoruz varsayalım ...iste benim itirazım bu noktada ben diyorum ki kardesim bizde doğan en masum mudur, tertemiz ve pak mı dogar ? evet ,tamam diyorum bu bizim tartısma konumuz değil...onların sorunu,,,benim boyle bi sorunum yok tarihte bir milletin o zamanki halkı yada yöneticileri benim milletimin o zamanki halkı yada devletine birseyler yapmıssada bu o zamanın konusudur bugunku haklar yada devletler bundan sorumlu tutulamaz nokta..anlatabiliyomuyum,,,güzel nedir ? simdi diyceklerki anladıkta güzel kardesim güzel nedir bizim kültürümüzde de genis yer bulur..divan edebiyatının yarısı güzelle özlem vs seylerdir denicektir...baba ben :) divan edebiyatcılarınıda bu ithamla itham ediyorum ...bizim konumuz değildi bunlar...padisahın eteğinde bes paraya güzeli arayacaklarına devletin sattığı salyaneleri(vergi toplama hakkının toplu parayla birine bi sureliğine devri) yüzünden milletin cektiği ızdırabı yazsalardıya...yada altın sesine mest olup aska gelen iki satırda türkce yazıp diline sahip cıkaydıya...konu farkkettiysen siyasallastı ...gercek sorunlara kafa yorulur gercek cözümler ve ızdıraplar ortaya konur güzel nedir SİMETRİKTİR bu kadar ...tartıscak bisey yok..ha sen dersinki ben bunu düsünmeliyim güzel kardesim bende düsündüm herkeste düsünsün ama burda ki arklar belliki hepsi çok bilgili ee dise dokunur seyler konussunlar ...COK GÜZEL SERİMLER NE DEMEK ben hala anlamıyorum yani anlıyorumda nasıl bir amaç insana o cümleyi o kelimelerle ifade ettirir (arada ismi yazmayı unutmusum)ne bilim iste derdimi anladın sen kerem...kemalizm den ne anlarız mesala ne onemi var ne anladığımızdan mustafa kemal birr izmin esiri olacak zihniyette birimi , kendinden sonra olabilecek olaylara karsı bir düsünce kalıbıyla yaklasılması gerektiğini önerecek bunu deneyecek birimi? ha bi kac kisi kemale izm vasfetmisler sonrada bunun tartısmasına girmisler...zaman kaybı bence..tıpkı cumhuriyet bayramlarında vahdettin hainmiydi değilmiydiyi tartısmak gibi ..ya millet herseyi öğrendi ayıktı bi vahdettinin hainliği mi kaldı? bakk TÜRKİYE EKONOMİSİ YIKILIYO İNSANLAR AÇ SİNİRLİ VE KIZGIN siz tutmus güzellik nedir matematik insan zihninin oyunudur(ki bu konuda bildikleriniz hatalı) gibi konulurda kendinizi paralıyosunuz , acık yazıcam siz kendinizi entellektüel mi görüyosunuz??? rusyayı fransayı hepınız benden cok bilirsiniz zengin rus aydınlar rus milleti carın mezalimini tadarken güzelliğimi tartısıyodu , halkın acılarınımı isliyordu? ..o acıları anlamak ıcın savas meydanlarındamı olurdu...? cok sarsan cumleler kurabilirim ama simdi yazılanları okurken herkes istemsizde olsa okuduklarına bir ses ve birde tavır ekliycek bunu bildiğimden yapmıyorum...kibirli sert yada herseye mualif bi tip değilim ...ama evetburda ki bircok yazan bana fanusta yetismis sımarık zengin cocuğu gibi geliyo..bilgili ama akıllı olmayan bir grup görüntüsü olusuyo gözümde...hakaret etmeye calısmıyorum inan...acık konusuyım normallde sallamazdım burayı ve sizleri ama vaziyet kötü aklınızı basınıza almalısınız büyümeli ve fark etmelisiniz...fikirlerinizi değistirmek için yazıyorum ,,,değisin dostlarım ,bak yarın bu konular hayatın odağı olucak... bin yıldır burdayız bize bisey olmaz geyiklerine aldanmayın BİZANS TA BİN yıldır anadoludaydı...uzatmıyım insanlar esitlenmeliyle bi yol alınmaz issizliğe care bulunur ama ,,,,ben niye tartısmayı buraya cekiyorum? ÇÜNKÜ Ben bazı çareler biliyorum ...bunlar tartısılırsa yeri geldiğince paylasıcam..
2010-01-14 05:39:21
Yorum Yazan: Kerem CANTEKİN

Ender Bey, bahsettiğiniz tartışma oldukça uzun bir tartışmadır. Ne kadar uzundur derseniz? Belki yüzlerce yıl öncesine, belki de insanlığın ilk günlerine kadar gider bu tartışma... Ana konusu da şudur? İnsanın zihninden bağımsız gerçekler var mıdır yok mudur? Bu yazımda aslında bir bakıma bu tartışmanın içinde de bir taraf almış oldum. Sizin tarafınız tabii ki benden farklı olabilir. Buna saygı duyarım. Bunu en baştan belirtip, yorumumu yazayım. Geometri ya da matematik ya da aritmetikteki gerçekleri tanımlarken kullandığımız tek şey kendi zihnimiz değil midir? 2*3 niye 6 dır. Buna benim verebileceğim iki cevap vardır. Birincisi bunun nedeni bizim 2 ile 3 ün çarpımının 6 olmasını istememizdir. Biz derken bugün itibari ile insanlığın hemen hemen tamamını kastediyorum. Ama örneğin antik Romaya göre II * III = VI doğru işlemdi. Bilgisayarlarda ise bildiğim kadarı ile aynı işlem 10 * 11 = 110 şeklinde ifade edilir. Kısacası bu kadar basit bir matematiksel ifade bile gerektiğinde farklı şekillerde tanımlanabiliyor. Burada kafa karışıklığının temel nedeni bence şu. Tüm matematiksel gerçekler temelde etrafımızı açıklamak için yaratılır. Daire etrafımızdaki Dünyayı açıklamaya yaradığı için faydalı bir şekildir örneğin. Etrafımızdaki Dünya bizden bağımsız olduğu için, sanki ondan bağımsız gibi görünen matematik ve geometri bilimlerine de şekil verir bence... İkincisi, bahsettiğiniz tüm sorunlar, içinde yaşadığımız toplumun ya da insanlığın yaşadığı tüm sorunlar benim de kafamı kurcalıyor Ender Bey... Ancak gerek tek tek insanların zihninin işleyiş biçimini gerekse bu işleyişin toplumlara nasıl yön verdiğini öğrendiğimizde, yani kendi kendimizi keşfettiğimizde bu sorunların da daha kolay çözüleceğine inanıyorum. Kendi kendimizi keşfetmenin gereksiz olduğunu, yaptığımın boş bir çaba ve vakit kaybı olduğunu düşünebilirsiniz. Sizin düşüncenize saygı duyarım. Ama ben öyle düşünmüyorum.
2010-01-14 05:24:28
Yorum Yazan: Kerem CANTEKİN

İsmini yazmayan beyfendi ya da hanımefendi, öncelikle yazılarımda eğer anlamadığınız bir ifade varsa elimden geldiğince açıklamaktan mutluluk duyarım.
2010-01-13 20:24:01
Yorum Yazan: Dost

Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok; / Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok; / Herkes aklına eseni söylemiş durmuş,/ İşin kaynağına giden yolu bulan yok. (Hayyam)
2010-01-13 18:05:09
Yorum Yazan:

çok güzel serimler ne demek ya ?? :) yani musanın denizi yardığı gibi benide ikiye ayırıyo burası ve burdakiler..allah yazandan razı olsun
2010-01-13 17:50:32
Yorum Yazan: ender

güzel esittir SİMETRİK(simdi birileri cıkıp o yunanda oyle bizde leylanın resmimi var diyebilir cevabı var tabi ama uzun surer bende biraz üsengecim) ...yalnız birsey söylemem lazım :) kızmaca yok ama, sıkıcı ve herkein bilmesinin güç olduğu(lobachevisky örneğin ) yazınca söylenilenler daha mı bi ımmm john benjamin oluyo? bu da benim merak ? son söz matematik insan zihninin bir üretimi değildir sevgili arkadaslar ,aritmetikle matematik farklıdır (bence tabi) simdi buyuk babalardan alıntı yapıp bak değilmis diyenlerde olucaktır. minnacık ve anlasılır bi ornek veriyim 2 *3 : 6 bu aritmetiktir yalanlanabilir bir elde bes parmak vardır bu matematiktir yalanlanamaz zaten doğanın tezahur edisiyle biz onnun bilgisine vardık..simdi bunu tartısabiliriz tabide benim aklımda su soru var issizliğe bi care bulunabilirmi? bu tartısılabilirmi? otomasyon ve verimlilik anlayısı insana gerek duymadan üretimi gerceklestirebilecek seviyede ... yeni is ler mi tanımlanmalı acaba yada devlet insanlara para mı dağıtmalı ? ne olcak? biz dünyaya universite okumaya yada is bulabilmeye calısmak içinmi geldik ? rekabet arttıkca hayat hızlanıyo ve hayat hızlı yasandıkca anlamsızlasmıyomu sizcede? yoksa nedenselliği içinde paralel evrenlerde sıkısmıs bağıntıların sezgisel otekilestirilmis metalardaki cevre merkez diyalektiğinin bicimlendirilmis ironik iluzyonlarının sınıfsal acıdan hikmet sahibi olmus gönül gözü acılmıs sophia ya ermis ardıllarının esitlikçi estetik duruslarıyla harmanlandığı niceliksel ket vurmaların ....anlamsız oldu dimi? bazen burda okuduklarım en az benim bu yazdıklarım kadar falan filan...
2010-01-13 11:47:40
Yorum Yazan: Kerem CANTEKİN

Genel olarak Yazar lakaplı arkadaşlar benzer düşünüyorum. Geometri ile matematik bence de insan zihninin ürünü olan bilimler. Bu bilimlerin temel prensiplerinin zihinde nasıl oluştuğu oldukça ilginç bir tartışma ve araştırma konusu olabilir sanırım. Bunun için belki özellikle antik dönemde farklı toplumlarda bu bilimlerin gelişimi ilginç bir örnek olabilir. Veya çocukların okula gitmeden önce geliştirdiği basit matematiksel kuralların olup olmadığı araştırılabilir. Bence bu bilimlerin hepsi oluşurken yine insanın zihinsel yapısı önemli bir etken oluyor. Tüm insanların zihinleri birbirine bir miktar benzediği için yarattığımız matematik ve geometri de birbirine benziyor. Bunun dışında tabii geometriyi ve matematiği ortaya çıkarma nedenimiz etrafımızdaki Dünyayı modelleme ihtiyacıdır. Bir bakıma bu iki alan diğer bilimlerin kullanabileceği bir araç üretme atölyesi gibidir. Elbette üretilecek araçların da neler olacağını bir yandan da diğer bilimlerin ve insanın günlük yaşamdaki ihtiyaçları belirliyor. Ki bu ihtiyaçlar da benzer oluyor. Farklı bilimlerin hangi temellerin üzerine kurulduğu üzerinde ileride yazı yazmak istiyorum. Ama öncelikle bu bilimlerin üstüne kurulduğunu düşündüğüm insan zihninin işleyişi üzerine yazmak bana daha doğru geliyor. Buradaki tartışma da benim işime çok yaradı. Güzellikle Ahlak konularını birbirinden ayırıp önce güzellik üzerine yazmayı düşünüyorum. Buradaki tartışma sonrasında güzellik kavramının temelleri üzerine epey düşündüm. Bugün yazının planını oluşturmaya başlayacağım. Sanırım iki üç gün içinde yazıyı oluştururum.
2010-01-07 21:46:10
Yorum Yazan: Yazar

Doğaya "akıl", mantık", "güzellik" atfetmek, antrpospesifik/antrpomorfik düşünerek, toplumsal-insani özellikleri gerçekliğe yansıtmak...Tamam, doğada nedensellik vardır, fakat yasalarla bu nedenselliği soyutlayan toplumsallaşmış insanlıktır. Görünümleri "güzel" olarak değerlendiren bizleriz ve üstelik güzellik anlayışımız toplumdan topluma, topluluktan topluluğa, bireyden bireye de değişmektedir. Biz evrenin bir parçasıyız ve bilim adı verilen düşünce ve eylemli etkinlikle evrendeki, nesnel gerçeklikteki bağıntıları, nedenselliği, korelasyonları vb. saptayıp, soyutluyoruz. Bu anlamda evrende bir "mantık" var, fakat bu mantık bizim soyutladığımız şekilde gerçeklikte bulunmuyor. Gerçekliğin işleyişini biz bir biçimde, bir yorum olarak bilimle soyutluyoruz. Matematik, geometriyi dikkate aldığımızda da durum böyle. Matematik bir dil olarak kabul edilir. Gerçeklikte örneğin fraktal geometri paternleri var, fakat bizim soyutladığımız ve formüle ettiğimiz düşünce formunda. Düşünce formu, gerçeklikte yok, daha doğrusu sadece bizim zihinsel faaliyetimiz olarak varoluşa sahip. Öklid geometrisi yanısıra Lobachewsky geometrisini de soyutlamaış durumdayız örneğin; bunlar gerçekliğin mutlak değil yaklaşık bir kavranışını ifade ediyor. Gerçekliğin nedenselliği neden içerdiği, bizim güzel dediğimiz şekilde neden varoluş gösterdiği ise metafiziğin konusu. Bir de hakikat konusu var. Hakikat, nesnel gerçeklikle düşüncelerimizin örtüşme oranını gösteriyor şeklinde kabul edilebilir. Örneğin Newton'un yasaları belirli sınırlar dahilinde gerçeği yansıttığından, hakikatli düşüncelerdir. Fakat ışık hızına yakın hızlarda bu yasaların geçersizleştiğini de biliyoruz. Dediğim gibi örneğin şu tür bir soru ise bilimsel bir soru değil; neden ışık hızından daha yüksek bir hıza ulaşılamıyor?.. Hegel'in doğada ve tarihte bir "mantık" görmesi felsefi düşüncede bir ilerleme anlamına geliyordu, çünkü bilimsel gelişmelerden çıkan bir sonuçtu bu. Örneğin Hegel'e göre doğada ilerleme, gelişim yoktur; bu çıkarımı jeolojinin ve evrimin yeterince gelişmediği bir tarihte yapıyordu (Hegel 1831'de koleradan ölür). Yani Hegel çağının çocuğuydu. Tarihte bir "mantık" olması gerektiğini ise Marksizm sayesinde araştırmaya başladık ve bu çaba devam ediyor. Günümüzde Hegel'in düşüncelerini tekrarlamak yerine, her alanda bilimsel incelemeler yapılıyor ve yeni ilişkiler, bağıntılar, yasalar soyutlanıyor. Felsefe skolastik, metafizik karakterini bir yana koyalı çok oldu. Artık "yanılabilirlik çağı" soyutlaması gibi değil ama, bilim dallarında kaydedilmiş ilerlemelerin dikkate alındığı yeni felsefi yorumlar yapılabilir. Herneyse, biraz dağınık yazdım, kusura bakılmasın. Tartışma derinleşirse, fikirlerimi daha fazla açabilirim. Şimdilik bu kadar.
2010-01-07 10:25:46
Yorum Yazan: Tolga Bağcı

Kanımca bu konular üzerinde tartışmak oldukça önemli, güzellik anlayışımız , ahlak aynı zamanda nasıl yaşadığımızı, yaşamamız gerektiğini belirler. Şuna dikkat etmek gerek bence, her ne kadar zihinsel faaliyetlerimizden (biyolojik) ve çevresel etmenlerden bahsetsek de-ki bunlar kişiden kişiye değişir- insandan bağımsız birtakım Nesnel Gerçeklerin olduğu da açık değil mi? Örneğin Matematik, Geometri, Mantık sadece bir zihinsel aktivite olabillir mi? O zaman neden hep zorunlu-evrensel yasalara ulaşıyoruz?Biyoloji insan için ne derse desin (insan şuna-buna eğilimlidir vb), peki bu Matematiksel gerçekleri, Ussal olanı, kendinde Güzel olanı değiştirir mi? Ya da hepimiz zil zurna sarhoş olsak, kafamıza göre, tanıtlamasız bir Matematik kurup buna da Gerçek diyebilir miyiz? Bunlar üzerinde düşümenin de Nesnel Ahlak, Nesnel Güzellik konularına açıklık getireceğine inanıyorum. Kerem Bey belki sizin de bir sonraki yazı planınızda vardır zaten bunlar, şimdilik kısaca aklıma gelen soruları belirtmek istedim. Kolay gelsin.
2010-01-06 17:42:09
Yorum Yazan: Kerem CANTEKİN

İzninizle en sondaki düşünceden başlamak istiyorum. Felsefenin aslında etrafımızdaki herşeyi anlamlandıran bir zihinsel süreç olarak tanımlanacağına ben de sonuna kadar katılıyorum. Hatta bu bence hep böyleydi, ama biz felsefenin böylesine önemli olduğunu anlayamadık, çünkü zihnimizin bu kadar güçlü olduğunu, gördüğümüz pek çok şeyi aslında bize bir bakıma zihnimizin gösterdiğini, yaşadığımız pek çok duyguyu bir bakıma zihnimizin bize yaşattığını bilmiyorduk. Zihinsel sürecin nasıl işlediği aslında benim en çok merak ettiğim ve kendimi zayıf bulduğum noktalardan biri... Bu konuyu ileride olabildiğince araştırmak istiyorum. Ancak bugüne kadar gözleyebildiğim içinde neler olduğunu bilmediğimiz bir kara kutu olarak baktığımızda bile zihnin gücünün fark edilir olması... Zihinsel temeller neye göre oluştuğu da kesinlikle çok ilginç bir soru... Bu konuda belki çok genel olarak iki etkenden bahsedilebilir. Zihnin yapısı ve zihnin çevresi ile kurduğu iletişim. Aslında bu iletişim sadece ailesi ya da ailesinin ötesindeki toplumla değil diğer canlılar hatta cansız Dünya ile de kuruluyor. Ama özellikle kent toplumunda pek çok şey insanlar tarafından şekillendirildiği için toplumun etkisi daha fazla sanırım. Bu da ilginç bir durum oluşturuyor. Tek tek insanların sahip olduğu zihin toplumu biçimlendiriyor. Toplumsa daha sonra tek tek insanları biçimlendiriyor. Gerçi benzer bir durum insanlar ve onları oluşturan hücreler için de geçerli. Tek tek hücreler insanı biçimlendiriyor, sonra da insan bedeninin biyolojik süreçleri hücreleri biçimlendiriyor. İkinci konuya gelince... Tarih sürecinin felsefeyi nasıl biçimlendirdiği çok ilginç bir soru... Öylesine karmaşık ki aslında ayrı bir yazı hatta kitap konusu olur. Zaten sanırım bu konuda yazanlar var. Aslında tarih boyunca felsefi bakışı değiştirenlerin filozoflar olmadığını, çoğu zaman onların bu değişimi tahlil ettiklerini düşünüyorum. Aslında çoğu filozof çevresindeki diğer insanlarla aynı şeyi savunuyor. Ama neyi savunduklarını daha iyi biliyorlar. Yaygın felsefi bakışı değiştiren, muhtemelen çoğu zaman toplumun kendisi ama bazen dış etkiler, büyük felaketler, diğer toplumlarla kurulan iletişim de etkili olabilir. Ne olursa olsun toplumun kendisi neyi nasıl düşüneceğini belirlemede çok büyük bir güce sahip ama sanıyorum çoğu toplum bu gücü hiç kullanmıyor ve sürükleniyor. Diğerleri ise çok az kullanıyor. Bu gücün tam anlamı ile farkında olan toplum sanıyorum Dünyada yok. Yani bir bakıma toplumların da bir tür zihinleri var ve tarih de bir bakıma toplumların bir türlü kontrol edemedikleri kendi zihinleri tarafından bir yandan bir yana savruluşlarının hikayesi... Neyse bakalım, ileride bu konularda da yazmak istiyorum. Ama sonuçta tarihin toplumların ve insanların zihinlerini nasıl şekillendirdiğini düşünürken bile sanıyorum felsefi bakış açımız bizi yönlendiriyor. O nedenle en azından bir parça felsefi temeller üzerine düşünmek istedim, her şeyden önce bu temellerin nasıl daha sağlıklı şekilde kurulabileceği üzerine fikir üretebilmek için.
2010-01-06 17:12:11
Yorum Yazan: Yazar

Güzel bir deneme olmuş. Ben Kerem'e dikkate alır umuduyla bir kaç soru sorarak, bazı çağrışımlarla görüşlerimizin yetkinleşmesine katkı sunmak isteriyorum. 1. Belirlenim konusu: düşüncelerimizi, duygularımızı oluştururken, dünyayı anlamlandırırken, bunu sağlayan temel belirleyen nedir? Beynimizdeki biyokimyasal süreçler (bu arada Adam Zeman'ın "Bilinç, Kullanım Kılavuzu kitabı bu süreçleri çok güzel serimler, okunması yararlı olacaktır), hafızamızın oluşumu, anlamlandırma, algılama vb. bütün bunların maddi süreçlerce oluştuğu ortada, fakat toplum dışına düşmüş çocuklarda örneğin konuşma yeteneğinin gelişmediği, düşüncelerinin sıradan insanlarınki gibi gelişmediği de bilinen gerçekler. Yani anlamlandırma, düşünme, duyguların oluşumu gibi zihinsel süreçlerin toplumsal ilişkiler içerisinde şekillendiğini ve bunlardaki değişimlerin günlük pratiklerle birlikte gerçekleştiğini söyleyebilir miyiz?.. Buradan değerlere, ahlaka, ideolojik motiflere de geçebiliriz. Değerlerimiz, ideolojik yargılarımızı ne gibi faktörler koşulluyor?.. Bu koşullayan faktörler arasında belirleyici önemde olan hangisidir; biyolojik mikroyapımız ve süreçler mi, toplumsal ilişkiler mi?.. 2. Tarihsel bakış sorunu: insanlar ve filozoflar değişik dönemlerde değişik değerlere, yargılara, fikirlere sahip olmuştur. Bazı fikirler, duygular, düşünceler çeşitli görünümler, biçimler almışsa da, özünde değişmeyenleri de vardır. Öyleyse toplumsal ilişkilerin değişim ve dönüşümü anlamına gelen tarih dikkate alınmadan, filozofların ya da "sıradan" insanların sahip oldukları fikirlere dair sağlıklı analizler yapabilir miyiz?.. Toplumsal ilişkilerin korunan ve değişen yanları nelerdir? Tarih boyunca filozofların "dünya"yı farklı farklı yorumlamalarını sağlayan nedir? Fikirlerin değişimle, dönüşümlerle, tarihsel akışla ilişkisi nasıl açıklanmalıdır?.. Sadece toplumsal ilişkiler fikirlerin üretimi ve yeniden üretimini sağlıyor ve fikirlerin tarihsel akışa katılımı olmuyor mu? Peki ideolojilerin, fikirlerin değişim sürecine katılabilmesi için, önce toplumsal nesnelliğin bu fikirleri üretebikecek duruma gelmiş olması ve sonra bu fikirlerin benimsenebilir, gerçekleştirilebilir olmaları, bunun için somut olanakların olması gerekmez mi?.. Daha başka bir çok soru da sorulabilir ve insanlık bunları az çok yanıtlayabilecek duruma da ulaşmış durumda aslında. Bu noktada özellikle tarihsel materyalizmin, felsefi anlayışa katkılarını vurgulamak istiyorum. Sanıldığının aksine, atrık felsefe bir fikir jimnastiği alanı değildir. Felsefi bakışımız, dünyayı anlamlandıran bir paradigmadır, fakat öyle bir anlamlandırmadır ki bu, değişimi ve tarihselliği içinde bir toplumsal dünya kavrayışı olarak, dün-bugün-yarın arasında bağlar kurar. Geleceğe ilişkin bugünün verilerinden çıkarsanabilecek öngörülerin oluşturulmasına düşünsel bir zemin sunar. Gelecek projeksiyonlarımızı bilimsel araştırma ve incelemelerle oluştururken, bu incelemeyi anlamlandıran bir çerçeve bu felsefi paradigmadan gelir. Neyse, yine klasik lafı söyleyelim: yazmakla bitmez... Tekrar Kerem'e yazısı için teşekkür ederim. Umarım şöyle bir değindiğim yukarıdaki noktalar üzerinde, hep birlikte azıcık olsun düşünülür.
2010-01-05 09:36:52
Yorum Yazan: Kerem Cantekin

Güzellik konusundaki toplumsal anlayış bence de çoğunlukla iktisadi sistem tarafından oluşturuluyor. Ama tek tek insanların aklındaki anlayış da kapitalist sistemden ne kadar etkileniyor emin değilim. Toplumsal açıdan güzel görünen bir şeyi alsa bile acaba bir insan gerçekten güzel buluyor mu yoksa daha güzel bulduğu bir şey olsa bile yine de toplumsal açıdan güzel bulunan bir şeyi mi alıyor? Güzellik o kadar nesnel elle tutulması o kadar zor ki, bu konuda bir anlayış geliştirmek bana, eğer en baştan kabul ettiğimiz bir model yoksa çok zor geliyor. Bakalım Anıl kardeşim, aklımda fikirler var ama yazıya bir defa başlayınca bazen bambaşka bir yazı çıkıyor ortaya.
2010-01-04 17:41:23
Yorum Yazan: Anıl Aba

Bir "estetik" olan kadın ve erkek güzellik anlayışının medya tekelleri, fashion tv, güzellik yarışmaları ve barbie bebekler tarafından toplumsal bilince yerleştirildiğini düşünürsek nasıl bir analiz yapacağını merakla bekliyorum.

Yorum Yaz


İsim:

E-Mail:

Yorumunuz:



Son 10 Kerem CANTEKİN Yazısı


Tarih: 2010-02-24     BENİM GÜZELİME KİM NİYE KARIŞIR?
Tarih: 2010-02-07     GÜZELİ NEREDEN ANLARIZ?
Tarih: 2009-11-15     KEMALİZM'DEN NE ANLARIZ?
Tarih: 2009-11-04     HEM YESİN HEM YAPSIN DEYİNCE
Tarih: 2009-09-24     HERKES NE ZAMAN EŞİT OLUR?
Tarih: 2009-08-30     HERKES EŞİT OLSA NE OLUR?

Konuk Yazarlar

Son Yorumlar

HAFTANIN FOTOĞRAFI: REFERANDUMLU DEMOKRASİ

Kullanıcı Hesabı


   

E-Mail Listesi


Anket

12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandumda nasıl oy kullanacaksınız?