
Her şeyin başında ne vardı? Güzeli ne güzel yapar? Doğru olan bir şey niye doğrudur? Seni sen yapan nedir?
Bu tür soruları duyduğumuz ilk anlarda aklımıza ne gelir? Bazılarımızın aklında farklı düşünceler gelmesi mümkün olsa da, öyle sanıyorum ki, çoğumuz bu soruları işittiğimiz ilk anda, ya onları cevaplandırılması çok kolay, ya da üzerinde düşünülmeye değmeyecek kadar faydasız sorular olarak görürüz. İtiraf etmeliyim ki, bu çoğunluğa ben de dâhilim. Dolayısı ile çoğunlukla bu soruları duysak bile onlar üzerine kafa yormayız.
Ancak kimi zaman birisinin zorlaması ile, kimi zaman okuduğumuz bir kitabın ya da dinlediğimiz bir müziğin etkisi ile, hatta kimi zaman öylesine bu sorulardan her hangi biri üzerine düşünmeye başladığımızda, sorular artık gözümüze ne eskisi gibi kolay ne de gereksiz görünmeye başlar. Öyle ki kimi zaman hayatımızın bütün anlamı bu sorulara cevap bulmaya bağlıymış gibi gelebilir bize. Üstelik de kimi zaman saatlerce, günlerce, hatta kimi zaman yıllarca aramamıza rağmen içimize sinen bir cevap bulamaya da biliriz. Kısacası bir şey bizi üzerinde düşünmeye zorlamasa, bir anımızı bile vermeyebileceğimiz bir soru sadece bir an üzerinde düşünmek zorunda kalınca tüm hayatımız boyunca sürekli bizi meşgul eden, bir türlü çözemediğimiz bir sorun haline gelebilir.
Peki bir soru nasıl bize bir an için bu kadar önemsiz gelip bir an sonra hayatımızın en önemli sorunu haline gelebilir? Böylesi bir sorunun bizim zihnimizdeki anlamını bu kadar kısa sürede değiştiren şey nedir? Bu soruların sırrı nedir?
Bu sırrı çözmeye bence soruları ilk duyduğumuzda onları neden önemsiz bulduğumuzu düşünmek başlamak en doğrusu. Çünkü soruları ilk duyduğumuz anda böyle hissetmemizin çok basit bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence neredeyse hepimiz, zaten bu soruları duyduğumuz o ilk andan yıllar önce onların cevabını çoğu zaman hiç farkında olmadan, ne yaptığımızı anlamadan veriyoruz. Elbette bu yorum okunduğunda akılda bazı sorular oluşabilir. Her şeyden önce bir sorunun cevabını onu anlamadan cevaplamak mümkün müdür? Ve de hayatımızı boyunca çoğu zaman önemsiz gördüğümüz bir soruyu nasıl çoğumuz üstelik de onu duymadan yıllar önce cevaplamış olabiliriz? Bu soruların cevabını vermek için insan zihninin nasıl çalıştığı üzerine biraz düşünmek gerekiyor.
İnsan zihni insanın yaşadığı her an, etrafında bulunan milyonlarca farklı rengi, kokuyu, tadı, sesi, yumuşaklığı, sertliği algılar. Bu algılamalar beynimize ilk ulaştığı anlarda sadece bir tür elektrik sinyalidir. Bir an sonra ise sadece anlamsız bir bilgi yığınıdır. Bu bilgi yığınına anlam verebilmemiz için zihnimizin onları anlamlandırmak için bir yol geliştirmesi lazımdır. Örneğin önümüzde duran iki yemeğin olduğunu varsayalım. Hangisinin tadı daha güzeldir? Daha tuzlu olanın mı? Daha sıcak olanın mı? Peki güzel bir yemeğin içinde mutlaka olması gereken bir malzeme var mı? Ya da hiçbir yemekte olmaması gereken bir malzeme var mıdır? Bu soruların cevapları sayesinde biz bir yemeğin tadının güzel mi yoksa kötü mü olduğuna karar veririz. Bir bakıma, aslında anlamsız bir elektrik sinyali olan yemeğin tadı, bizim bu soruya verdiğimiz cevaplar sayesinde bir anlam kazanır. Benzer bir şekilde örneğin bir tanıdığımızın çocuğu ile sohbet ettiğimizde, çocuğun konuşma üslubu, ses tonu, hatta bakışları, bir takım sorulara daha önce verdiğimiz cevaplar sayesinde zihnimizde bir anlam kazanır ve biz o çocuğun nasıl bir insan olduğuna, örneğin korkak mı, zeki mi, ahlaklı mı, dürüst mü olduğuna karar veririz.
Kısacası, daha ileriki yıllarda üzerinde düşünme gereği bile duymayacağımız binlerce soruya biz aslında hayatımızın ilk yıllarında cevaplar veririz. Ve bu cevaplar sayesinde etrafımızdaki Dünya, içinde yaşadığımız toplum, annemiz, babamız, oğlumuz, kızımız, hatta kendi bedenimiz, duygularımız davranışlarımız bir anlam kazanır. Onların ne derece güzel veya çirkin, ne derece doğru ya da yanlış, ne derece iyi ya da kötü olduğuna, hatta kimi zaman onların ne olduğuna bu sorulara verdiğimiz cevaplar sayesinde karar veririz. Bir bakıma tüm sorular ve cevapların yardımıyla bizler hayatımız boyunca zihnimizde oluşacak tüm duygu ve düşüncelerimizin ve de vereceğimiz kararların altyapısını oluşturacak bir zihinsel zemin oluştururuz. İnsanların sahip olduğu bu zihinsel zemini, onların sahip olduğu yaşam felsefesi olarak da adlandırmak mümkündür. Ve de bitkisel yaşam veya komada olanlar haricinde her insan yaşamının ilk yıllarından itibaren mutlaka böylesi bir zihinsel zemin ya da bir tür yaşam felsefesi edinir.
Normal zamanlarda bizler kendimize ait böylesi bir felsefi bir bakışın olduğunu fark etmeyebilir ya da unutabiliriz. Tıpkı zaman zaman etrafımızı saran havanın varlığını unutabildiğimiz gibi. Çünkü bu zemin doğduğumuz andan içinde yaşadığımız Dünya tarafından çok erken bir zamanda şekillenmiş ve sonrasında tıpkı hava gibi hep etrafımızda var olmuştur. Dolayısı ile çok küçük yaşlarda olanlar hariç insanların bu zeminin oluşmasını sağlayan sorularla karşılaştığında onları üzerinde düşünülmeyecek kadar kolay ya da faydasız olarak görmesi doğaldır. Soruların kolay gelecektir, çünkü zaten yıllar önce farkında olmadan onların cevabını vermişizdir ve o cevaplar bizim zihnimizin en temel yanını oluşturur. Sorular faydasızdır, çünkü onlara verilen cevaplar bizim için en doğal, Dünyanın her zaman var olan ve hiç değişmeyecek gibi gördüğümüz yanlarından biri haline gelmiştir. Nasıl bir sabah Güneş’in doğmayacağı ihtimalini çoğunlukla aklımıza getirmezsek, bu sorulara da bir gün farklı cevaplar verebileceğimizi çoğunlukla düşünmeyiz.
Düşünce, duygu ve kararlarımızı üzerine kurduğumuz zihinsel zeminimizin, ya da belki de farkında bile olmadan sahip olduğumuz felsefi bakışımızın ne kadar önemli olduğunu bu zihinsel zeminin ya da felsefi bakışın çok küçük bir bölümünü bile yitirmeye başladığımızda anlarız. Örneğin her birimizin güzel bir insanın nasıl olması gerektiği ile ilgili aklımızda oluşan bir zemin vardır. Belli bir insanın güzel olup olmadığı ile ilgili düşünceler ve duygular bu zeminin üzerinde şekillenir. Kısacası hepimizin Hangi insan daha güzel, sorusuna verdiğimiz bir cevap vardır. Varsayalım ki, her hangi bir nedenden dolayı bu soruya verdiğimiz cevabın doğruluğundan artık emin değiliz. Belki okuduğumuz bir kitap, ya da konuştuğumuz bir insan, güzel olduğunuz düşündüğümüz insanların aslında öyle olmadıklarına bizi inandırdı. Bu durumda artık yaşadığımız toplumdaki her hangi bir insana baktığımızda gördüğümüz eskisinden çok farklıdır. Muhtemelen birkaç gün çok hoşumuza giden pek çok insan artık gözümüze hiç de hoş gözükmemektedir. Söz konusu insanlar bu birkaç gün içinde hiçbir şey değişmemiştir. Ancak, onların bizim zihnimize gönderdiği binlerce karmaşık elektrik sinyaline artık farklı anlam vermeye başlamışızdır, çünkü o anlamı veren zihinsel zeminimiz ya da felsefi bakışımız değişmiştir. Ve bir defa felsefi bakışımız değiştiğinde, aslında eskisi ile tamamen aynı kalsa da, bize etrafımızdaki insanlar, ait olduğumuz toplum, hatta bazen Dünyanın tamamı eskisinden bambaşka bir şekil almış gibi gelir. Öyle ki, bazen felsefi bakışı değişen insanlar, daha önceki yıllarda düşündüklerinin hissettiklerinin anlamsız olduğunu, onca yıl boyunca kendini kandırmış olduğuna inanır. Çünkü zihninde şekil bulan yeni Dünyada daha önceki tüm kararlar onlara anlamsız ve saçma hatta kimi zaman ahlaki olarak yanlış gözükmeye başlamıştır. Elbette zihninde şekil bulan bu yeni Dünya da bir gün değişebilir, hatta eski haline bile dönebilir. Bu durumda elbette eski duyguları ve düşünceleri ve karaları insanlara bir kere daha anlamlı gelmeye başlayacaktır.
Yazının bu noktasında şöyle bir soru sorulabilir. Madem her insan kendine ait bir felsefi bakış açısına sahip, o zaman filozofların diğer insanlardan farkı nedir? Filozoflar diğer insanlardan farklı olarak ne yapıyorlar ya da ne düşünüyorlar? Filozofların filozof olmayan insanlardan en önemli farkı, onların yazımın ilk başında yazdığım çoğumuzun çok da vakit harcamaya değmediğini düşündüğümüz sorular ve benzerleri üzerine düşünmek için ciddi bir vakit harcamalarıdır. Çoğu zaman amaçları sadece cevapları bulmak değildir. Genellikle aynı zamanda verdikleri cevabın ne anlama geldiğini keşfetmek ve o cevabı neden verdiklerini de kendi kendilerine açıklamak isterler. Bir bakıma amaçları, gerek kendilerinin gerekse başka insanların sahip oldukları zihinsel zeminlerin ya da felsefi bakış açılarının hiç olmazsa bir bölümünü kendilerine açıklayabilmektir. Elbette bunu yaparken sorulara verdikleri cevaplar değişebilir. Böyle bir değişim olursa söz konusu Dünyanın filozofun zihnindeki yansıması da kimi zaman kısmen, kimi zaman da tamamen değişecektir. Kısacası, bir insanın, filozof olmaya karar verirken, kimi zaman, hayatını altüst edebilecek bir ya da birden fazla zihinsel dönüşüm yaşamayı göze alması gerekir.
Peki, filozofun verdiği emek ne işe yarar? Farklı şekilde ifade etmek gerekirse, kendisinin ya da çevresindeki insanların zihinsel zeminleri ya da sahip oldukları felsefi bakış açılarını kısmen ya da tamamen keşfetmesi filozofa ve içinde yaşadığı topluma ne faydası vardır? Her şeyden önce hayatımızda oldukça büyük bir rol oynayan felsefi bakış açımız, hemen hemen her insanın farkında olmadan oluşturduğu bir yanımızdır. Bu bakış açımızı sorgulamamızı sağlayacak soruları duyduğumuzda çoğu zaman bu sorular bize kolay gelir. Ama onların cevaplarını çoğu zaman farkında olmadan verdiğimiz için, soruların üzerine ilk düşündüğü anlarda çoğu anlarda çoğu insanın aklı karışır, hatta insanların bu kafa karışıklığını gidermek için bazen karşısına çıkacak ilk görüşe inanacak ve onun hayatını biçimlendirmesine izin verecek hale gelmeleri de mümkündür. Filozoflar öncelikle sorulara fark etmeden verdiğimiz cevapları hem kendileri yeniden keşfederler, hem de görüşlerini farklı yollardan bizlere aktararak, bizlerin de bu sorulara verdiğimiz cevapları yeniden keşfetmemizi sağlarlar. Bu da bizlerin tüm düşüncelerimizi, duygularımızı belirleyen, Dünyayı nasıl göreceğimizi belirleyen zihnimizin en temel yanını keşfetmemizi sağlar. Böylece bazen kendimize bile tuhaf gelen birçok düşüncemizin ve duygumuzun temelinde neyin yattığını keşfedebiliriz. Bunun ötesinde filozofların söz konusu sorulara verebilecek olası farklı cevapları da anlamamızı sağlaması da mümkündür. Bu ise bizim kendi cevaplarımızı ve dolayısı ile zihinsel zeminimizi değiştirmese bile, karşılaştığımız farklı insanların sahip olduğu zihinsel zemini anlamamızı ve de onların Dünyayı nasıl gördüğünü fark edebilmemize yardımcı olur. Dolayısı ile belki daha önce bize duygu düşünce ve davranışları tuhaf gelen insanları bir anda anlamaya başlarız, hatta bazen onların gözünde de kendimizin nasıl tuhaf göründüğünü fark edebiliriz. Elbette kendi felsefi bakış açımızı yeniden sorgulamamız ve bu defa bilinçli olarak ve bunu niye yaptığımızı bilerek yepyeni bir felsefi bakış açısı oluşturmamız da mümkündür. Böyle bir bakış açısı oluşturmak yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı elbette zordur ve çoğu insan için sarsıcıdır, ancak daha bilinçli olarak oluşturulmuş yeni felsefi bakış açısı, hayatımızın ilk yıllarında farkında olmadan oluşturduğumuz eski bakış açısına göre muhtemelen çok daha sağlam olacaktır.
Ben kendini filozof olarak gören bir insan değilim. Hayatımı bu yazının başında bahsettiğim soruları ve onlara verilebilecek cevapları anlamaya adamadım. Yazımın çeşitli bölümlerinde bahsettiğim, sorulara verilen cevapların değiştiği anlarda yaşanan sarsıntıları ben de yaşadım. Yine de çoğu zaman bu soruları en azından ilk duyduğum anlarda onları basit ve gereksiz bulduğum zamanlar oluyor. Ancak bu sahip olabileceğimiz çeşitli felsefi bakış açılarını ve bunların hayatımıza etkilerini sorgulamanın, hem kendi toplumumuzu hem de diğer toplumları anlamamıza büyük bir katkı sağlayacağını sağlayacağım. Bu nedenle bu yazıdan başlayarak birkaç yazımı felsefe tartışmalarına ayıracağım. Bir sonraki yazım güzellik anlayışımızı ve ahlak değerlerimizi belirleyen sorular üzerine olacak.
2010-04-12 22:49:08
2010-01-23 17:46:47
2010-01-15 02:37:12
2010-01-15 00:37:23
2010-01-15 00:34:58
2010-01-14 20:56:14
2010-01-14 19:30:21
2010-01-14 18:15:09
2010-01-14 15:20:40
2010-01-14 14:56:12
2010-01-14 14:47:39
2010-01-14 12:15:04
2010-01-14 05:39:21
2010-01-14 05:24:28
2010-01-13 20:24:01
2010-01-13 18:05:09
2010-01-13 17:50:32
2010-01-13 11:47:40
2010-01-07 21:46:10
2010-01-07 10:25:46
2010-01-06 17:42:09
2010-01-06 17:12:11
2010-01-05 09:36:52
2010-01-04 17:41:23
