HUZURLU VE GÜVENLİ ÜLKE

     12 Eylül 1980’in sonrasında kurulan yönetimin, o yıllarda en çok kullandığı ifadelerden birisinin “Huzur ve Güven Ortamı” olduğu birçok yerde yazar. Bu ifade, söz konusu yönetim, ülkenin idaresini ele geçirmeden önceki terör ortamını hatırlatma amacı taşıyan bir ifadedir. Bu ortamın ortadan kalkmış olması, gerek o günlerde 12 Eylül iradesinin izlediği politikayı savunurken gerekse günümüzde, “12 Eylül benim de hoşuma gitmiyor ama...” şeklinde de olsa 12 Eylül’ün gerekli olduğunu savunanların genelde kullandıkları tek fikirdir.

     Bu fikrin, ne derece doğru, ne derece yanlış olduğunu anlamak için belki önce şu soruyu sormak lazım: Bir ülkede yaşayan bir halk, neden o ülkedeki terör ortamının bitmesini ister? Bu soru çok basit, ama bence yine de cevabını mutlaka hatırlamamız gereken bir soru. Bunu daha iyi cevaplamak için, belki önce terörün de ne olduğunu hatırlamak lazım. Terör, bir toplumun üzerine uygulanan, ve şiddete maruz kalan bireylerin hiçbir mantıklı bir neden olmadan kurban seçildiği bir baskı yöntemidir. Terör, bir ülkede yeterince güçlü bir baskı ortamı yarattığında, bu terörü uygulayanlar, kendi belirledikleri kurallar da dahil, tüm kurallardan muaftırlar. Eğer halk da bu teröre teslim olmuşsa, o zaman terör uygulayanların her an istedikleri gibi, şiddet uygulama hakkını artık kabullenmiştir. Hatta zihninde bir yerlerde teröre karşı tam olarak teslim olduğunda, bir insan, kendisine şiddet uygulandığında, bu şiddetle ilgili hiçbir açıklama yapılmasa bile, suçun şiddeti yapanda değil kendinde olduğunu düşünecektir. Eğer şiddeti uygulayan, bu şiddeti uygulama ile ilgili bir neden belirtirse, bu neden ne kadar saçma olursa olsun, onu haklı bulacaktır. Hatta başka birisinin yaptığı bir hata yüzünden, o kişiyi denetleme gibi resmi bir zorunluluğu olmadığı halde, kendisinin cezalandırıldığı söylendiğinde bile, muhtemelen kendisine şiddet uygulayan kişi yerine, yaptığı hata ne olursa olsun kendisine karşı hiç bir kötülük yapmamış olan şiddet uygulayanın hedef göstediği kişiyi suçlayacaktır. 12 Eylül öncesinde Türkiye’de insanlar muhtemelen bu düzeyde bir teslimiyet yaşamıyordu. Ancak, şiddet ve şiddetin yarattığı korku muhtemelen toplumsal bütünlüğü zaten felç etmiş ve artık bireysel yaşamları da felç etme noktasına gelmişti. Bu durumda, terörü ortadan kaldırmak isteyen her hangi bir yönetimin amacı, muhtemelen, terörün yarattığı bireysel yaşamı ve toplumsal bütünlüğü felç eden korkuyu ortadan kaldırmak ve bu korkunun yarattığı zararı ya kendi kendine iyileşmesini beklemek ya da iyileşmesine katkıda bulunmaktır. 

      Peki, 12 Eylül ile ülke yönetimini ele geçiren idare Türkiye’de yaşayan insanların hiçbir neden olmadan her an tehlike içinde yaşamanın verdiği o korkuyu ortadan kaldırmayı başarmış mıdır? Bu sorunun yanıtını ben vermeyeceğim. Ama zannediyorum, 12 Eylül’ü eleştiren kaynaklarda okuduğum parça parça bilgileri birleştirerek yazacağım bir 12 Eylül sonrası Türkiye tasviri, herkesin bu soruyu kendi kendine cevaplamasına yardımcı olacaktır. Ancak önce şunu da belirtmek gerekiyor sanırım, her bu tasviri şekillendiren ana kaynaklar elbette 12 Eylül’e karşı olan insanların yazdıkları kaynaklar, ancak 12 Eylül’ün gerekli olduğunu savunan kaynakları okuduğumda da benim edindiğim izlenim bu olayların olduğunun inkar edilmediği hatta dolaylı yoldan, “Evet böyle şeyler oldu ama bunlar gerekli idi” anlamına gelen bir ifade kullanıldığı şeklinde idi. Dolayısı ile bu tasvirde bahsettiğim ortamın her hangi bir ögesinin, gerçek olmayabileceğini savunan hiçbir yazıya rastlamadım.

      12 Eylül’ü anlatan yazıları okuduğumda, 12 Eylül 1980’in hemen sonrasında şöyle bir Türkiye’nin var olduğu izlenimi ediniyorum: Toplumsal kuralların hepsi gayriresmi olarak ortadan kalkmıştır. 61 anayasası, en azından artık yönetimin dikkate aldığı bir anayasa değildir, 82 anayasası henüz yoktur, aslında oluştuktan sonra da gerek 83 seçimlerinden önce gerekse sonra, yönetim birçok defa kendini bu anayasaya da uymak zorunda hissetmeyecektir. Dolayısı ile kural yoktur. Neyin suç olduğu ya da ne yapılırsa bir insanın masum kalacağı belli değildir. Her an herkes tutuklanabilir. Yazılanlara göre, zaten bu dönemde çok sayıda, siyasetle hiç ilgilenmeyen kendi halinde insan tutuklanmıştır. Siyasetle ilgilenmek, ülkenin nasıl daha fazla gelişebileceğine ilişkin geçmişte ya da o gün fikir belirtmiş olmak, zaten bir anda bir insanı suçlu haline getirebilmektedir. Öğrenci siyasetle ilgilenmesin, memur siyasetle ilgilenmesin, işçi siyasetle ilgilenmesin, çiftçi siyasetle ilgilenmesin, mühendis, doktor siyasetle ilgilenmesin tarzı fikirler o günlerde bildiğim kadarı ile sıkça dile getirilmektedir, ki daha sonra da bunlar varlıklarını sürdüreceklerdir. Tutuklanan insanlar, her hangi bir ceza almadan yıllarca hapishanelerde kalabilmektedirler. Hapishanelerde, hiçbir neden olmadan insanlar dövülmekte aşağılanmakta, toplumumuzun ahlak prensiplerini hiçe sayan muameleye tabii tutulmaktadır. Tutuklananların yaşı 10’lu yaşlara kadar düşebilmekte, 70’lere, 80’lere kadar çıkabilmektedir. Çocuklar ve yaşlılar da diğer tutuklular gibi ahlak prensiplerini hiçe sayan muamelelerden nasibini almaktadır. Yine okuduğum kaynaklara göre, sorgulama sırasında her hangi bir suç belirtilmeden tutuklanmış insanlar, sadece onları etkilemek için oraya getirilen eşlerine, annelerine ve babalarına da uygulanan şiddeti izlemek zorunda kalabilmektedirler. Mahkemeler ya da idareyi ele geçirenlerin var olmasına izin verdikleri her hangi bir kurumlar, toplum içinde yaşanan bu haksızlıklara engel olamamakta, hatta bazı kaynaklara göre, kimi zaman bizzat bu haksızlıklara destek vermektedir. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumda benim vardığım sonuç şudur:

      12 Eylül idaresi, iktidarı zorla ele geçirmeden önce var olan terörü yok etme gerekçesi ile toplumun içindeki her bireyin, doğrudan maruz kalsa da kalmasa da ağırlığını hissettiği bir şiddet kullanmıştır. Bu şiddetin yarattığı sonuçlardan biri de sanırım özellikle 83 seçimleri öncesinde de yoğunluğu hissedilen, ama bu seçimlerin sonrasında da belki de günümüze kadar devam eden korku duygusudur. Ben o dönemi tasvir eden birbirinden farklı yaşam tarzlarına, gelir düzeylerine, toplumsal konumlara sahip, ciddi bir bölümü, 12 Eylül sonrasında artık ilgilenmenin bir tür suç haline geldiğini hissettiği siyasetle bile ilgisi olmayan insanlarda, açıkçası bu korkuyu hissettim.

      12 Eylül idaresinin, böylesi bir yöntem uygulayarak, 12 Eylül 1980 öncesindeki terör ortamının yarattığı zararı ne ölçüde ortadan kaldırabildiği daha önce de yazdığım gibi yazıyı okuyanların cevabını vermeleri gereken bir soru. Ancak bu sorunun cevabı ne olursa olsun, 12 Eylül yönetimin bu terörü bitirme gerekçesi ile uyguladığı şiddet, ve bu şiddetin sonucu olarak Türkiyede yaşayan hemen hemen bütün kesimlere yayıldığı izlenimini edindiğim korku duygusu, 83 seçimleri öncesi, 12 Eylül iradesinin diğer tüm yanlarını bastıracak kadar öne çıkan özelliğidir. Bu gerçek, belki de bu politikaların yarattığını düşündüğüm korku duygusunun bugün bile hem bireysel olarak bizleri, hem de genel olarak toplumumuzu ne kadar etkilediğini gösteriyor. Aradan geçen onca yıla rağmen, hala bu kadar aklımızda olan bir korkunun da sanırım bunca yıl boyunca ülkemizin ve toplumumuzun şekillenmesinde ciddi bir etkisi olduğunu da kabul etmek gerekir.

      Peki bu korkunun ilk başta akla gelebilecek etkileri neler olmuştur? Öncelikle demokratik bir işleyiş söz konusu olduğunda, kendi ülkesinin yönetimini denetlemesi gereken toplumumuzun, bu denetimi, sağlıklı bir şekilde yerine getirmesi kanımca bu korku yüzünden çok zorlaşmıştır. Bu denetimin, özellikle 80-83 arası ne derece zayıf olduğunu, bu dönem uygulanan terörü bitirme harici politikaların oldukça sınırlı düzeyde tartışılmaları bize göstermektedir. Ancak söz konusu denetimin 1983 yılı sonrasında da tam anlamı ile kurulamadığını düşünüyorum. 1980 yılından 2006-2007 yıllarının yarattığı politik dönüşüm yaşanana kadar geçen süreye baktığımda, üniversite ya da ilkokul mezunu, trilyoner, ya da kendi halinde yaşayan, sosyalist ya da liberal toplumumuzun hemen her kesiminden her bakış açısına sahip insanın, 5 yılda bir kullandıkları oyu bir yana bırakırsak ülkemizi yönetme yetkisi verilmiş kişilerin yaptıklarını neredeyse sadece izlediklerini, yapılanlar hakkındaki fikirlerini çok sınırlı düzeyde ifade ettiklerini düşünüyorum ki, bence bu, Türkiye ve Türkiye’de yaşayanlar açısından iyi bir durum olmamıştır.

  Bu ilk başta fark edilebileceğini düşündüğüm etkinin yanında bu korkunun toplumumuzun içine nufuz eden daha derin etkileri olduğu da açık. Belki de bu etkilerle ilgili verilebilecek en çarpıcı örnek, Türkiye’de yaşayan, birbirinden çok farklı hayat tarzları ve bakış açılarına sahip birçok insanın paylaştığını hissettiğim, “büyük ve alt edilmez otorite” fikridir. Bu fikre göre, büyük ve sınırsız güce sahip otoriteler vardır. Bir aile söz konusu olduğunda bu baba, ülke söz konusu olduğunda devletin içinde bir kurum, ya da bir parti veya bir şirket, ya da başka bir kurum, dünyanın tamamı söz konusu olduğunda bir devlet ya da devletleri bile yönlendiren gizli bir güç olabilir. Bu otoriteler, sonsuz bir kontrol imkanına sahiptirler. Neredeyse herkesin ne yaptığını, ne düşündüğünü bilmektedirler. Yaptıkları her eylemi akıllıca planlarlar, dolayısı ile hata yapmazlar. Yaptıkları hata gibi görünen şey, aslında hata değildir, o an için onlara zarar vermiş gibi görünen, ama aslında ileride onlara o anlık zararın çok daha ötesinde fayda sağlayacak bir taktiktir. Böyle bir otoriteye karşı elbette hiçbir şekilde karşı çıkılamaz. Mantıklı olan, onun istediği gibi davranarak takdirini kazanmaya çalışmaktır. Ne kadar haklı olduğumu, beni okuyanlar değerlendirecektir, ancak ben bu tarz otoritelerin varlığı fikrinin, toplumumuzdaki birçok insanın aklında en azından bir şüphe olarak da olsa, var olacak şekilde yerşeştiğini düşünüyorum. Ve yine beni okuyanlar haklılığımı taktir edecektir, ancak günümüzde pek çok ünlü yazarın bile, olayları yorumlarken, kimin haklı kimin haksız olduğunu ifade ederken, fikirlerinin bu tarz otoritelerin var olduğu düşüncesi ile şekillendiğini düşünüyorum.

   12 Eylül idaresinin, 12 Eylül 1980 öncesi terörü bitirme gerekçesi ile uyguladığı yöntemlerle ilgili daha çok şey yazılabilir. Pek çok insanın üzerinde derin etkileri olan bu politikalar üzerinde sanırım bol bol konuşmak gerekiyor. Ancak, unutmamak gerekir ki, 12 Eylül sadece bu politikalardan ibaret değildi, sadece terörü bitirmek için yapılması gerektiği düşünülecek bir uygulamanın çok ötesinde bir hedefi, çok büyük ve kapsamlı bir dönüşüm hedefi vardı. O nedenle, bu yazıda bahsettiğim konuyu bu yazıyla sınırlandırmak sanırım en doğrusu. Elbette, bu yazıda bahsettiğim politikalar, daha sonraki yazılarda bahsedeceğim dönüşüm projesini de farklı şekillerde etkilediği kesinlikle savunulabilir. Bu etkilerden de yeri geldiğinde elbette bahsedeceğim.

   Ancak öncelikle bundan sonraki iki ya da üç yazımda ülkemizde bu dönüşüm başlamadan hemen önce ve başladıktan sonra, dünyadaki diğer ülkelerde nelerin yaşandığını, genel olarak Dünya’nın nereden nereyi gittiğini yazmak istiyorum. Çünkü, okuduğum bir çok kaynağa göre, darbenin yapıldığı gece ABD tarafından oldukça büyük bir sevinçle karşılanan 12 Eylül, elbette etrafımızdaki dünyada gerçekleşen olaylardan kopuk bir olay değildi. Hatta, bu olayın gerçekleşmesinden hemen önce ve hemen sonra dünyanın farklı yerlerindeki olaylara bir göz attığımızda, zannediyorum ki, 12 Eylül daha fazla anlam kazanacaktır.



Bu yazı 2009-11-11 tarihinden beri toplam 127 kere görüntülenmiştir.

 E-Mail: mustafa1guney@gmail.com
Yazar: Mustafa GÜNEY 




Yorumlar



Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı!


Yorum Yaz


İsim:

E-Mail:

Yorumunuz:



Son 10 Mustafa GÜNEY Yazısı


Tarih: 2009-12-19     BİRAZ DÜŞÜNME MOLASI
Tarih: 2009-10-27     KARDEŞ KARDEŞİ VURURSA
Tarih: 2009-10-14     12 EYLÜL'ÜN EN ÇOK TARTIŞILAN ADAMI
Tarih: 2009-09-29     12 EYLÜL'ÜN EN AZ TARTIŞILAN ADAMI
Tarih: 2009-09-12     12 EYLÜL NEDEN YAPILDI?
Tarih: 2009-08-23     ÇOCUKLARIMIZI HARCAMAYALIM
Tarih: 2009-07-06     ADALET VAR MI?
Tarih: 2009-06-12     BURS DENİLEN MUAMMA

Konuk Yazarlar

Son Yorumlar

HAFTANIN FOTOĞRAFI: DEMOKRATİK GAZETECİLİK

Kullanıcı Hesabı


   

E-Mail Listesi


Anket