Devlet Müdahale Ederse...

Bilindiği gibi, liberal ve katıksız piyasacı iktisadi düşünce okullarının, savunduğu en öne çıkan görüşlerden birisi de devletin ekonomiye müdahalesine karşı olmaktır. [*]

Ne yazık ki, bu görüş, 1970'lerde yaşanan iki petrol krizi sonunda, gittikçe öne çıkmış ve iktisatta, neoklasik iktisadi görüşün yeniden doğuşu ve siyasi alanda ise, neoliberal politikaların etkisi ile egemen siyasi ve ekonomik görüş haline gelmiştir. 

Bu görüşün ekonomi alanında ülkelere çeşitli önerileri vardır, ancak bu önerilerin en önemli ortak noktası şudur: Ekonomide küçük devlet olsun ve devlet piyasaya kesinlikle müdahale etmesin.

Peki, ama neden? Çünkü, özetle bu görüşe göre devletin ekonomiye her müdahalesi (vergiler, kamu yatırımları, KİT'ler, sosyal sağlık sigortası vs.) ayrı birer verimsizlik kaynağıdır. Bu verimsizliğe ek olarak, devletin varlığının gerektirdiği vergiler, özel yatırımları ve harcamaları olumsuz yönde etkileyerek, ekonomik büyümeye bir darbe daha vurur. Dolayısıyla, idealde olması gereken, devletin ekonomiye olan müdahalesini en aza indirmektir. (Bu en azın ne olduğu ya da ne kadar az olduğu, teoride doğru düzgün tanımlanmamıştır, bundan bir önceki Liberal (Ekonomik) Kriz Edebiyatı başlıklı yazımda liberal teorideki bu boşluktan bahsetmiştim.)


Diğer tüm koşullar eşit tutulduğunda, bir ülkede devlet ne kadar küçükse, ya da "serbest" piyasa, ne kadar serbestse, hayat standartı, refah ve zenginlik o kadar fazla olur. Adeta bir masal gibi kulağa hoş geliyor değil mi? Ancak, ne yazık ki, istatistiklere baktığımızda, bu anlattıklarımız, bir masal olarak kalmaya devam ediyor. Yazının geri kalanında, öncelikle, liberal görüşten konuyla ilgili bir yazının eleştirisini yaptıktan sonra, sizlere, bu istatistikler ışığında, bu görüşlerin neden doğru olmadığını ispatlamaya çalışacağım.

Eleştiri konusu olarak seçtiğim yazılar, sayın Soner Hoca'ya ait.[1] Kendisi, yazılarından birinde, katıldığı Siyaset Meydanı programında söyleyemediği bazı şeyleri anlatıyor ve yazısının sonunda "Devlet müdahalesi iyi bir şey ise neden müdahale oranını arttırdığımız ülkeler, müdahale oranı düşük ülkelere göre daha düşük hayat standartlarına sahip?" diye soruyor. Kendisi, bilimsel bir örnek olarak da Sovyetler Birliği, Küba gibi ülkelerde "Ekonomik Özgürlükler Endeksi'nin" düşük olmasını veriyor.[2]

Aslında, özgürlüğü matematiksel olarak ölçebilmek, insana, ne kadar heyecan verici geliyor değil mi? Ne yazık ki, bu heyecanınız, özgürlüğün nasıl ölçüldüğünü öğrenince bir anda sönüveriyor.

Şimdi, öncelikle bahsedilen bu endekse bakalım. İnglizce karşılığı "Economic Freedom Index", yani "Ekonomik Özgürlük Endeksi" olan iki adet, ciddi bilimsel endeks var. Bunlardan bir tanesini, merkezi Vaşington'da bulunan, cumhuriyetçi ve muhafazakar bir düşünce kuruluşu olan Heritage Vakfı hazırlıyor. Bir diğeri ise, merkezi Kanada'da olan Fraser Enstitüsü tarafından hazırlanıyor. Sayın Hoca, bunlardan hangisini kastediyor, tam olarak bilemiyorum.(Fraser Enstitüsü'nün endeksinde Küba ya da Kuzey Kore yer almıyor, dolayısıyla muhtemelen kendisi Heritage Vakfı'nın hazırladığı endeksi kastediyor.) Ancak, bu iki endeks de birbirine oldukça benzer yöntemlerle hazırlanıyor ve ve çeşitli parçalardan oluşuyor. Örneğin, Heritage tarafından hazırlanan endeksin, Mali Özgürlük, Ticaret Özgürlüğü, Devlet Büyüklüğü, Yatırım Özgürlüğü gibi alt endeksleri var.[3] Daha sonra, bu alt endekslerin aritmetik ortalaması alınıyor ve ekonomik özgürlük endeksine ulaşılıyor. Fraser Enstitüsü ise bu alt endeksleri rapor etmese de, toplam ortalama endeksi hazırlarken benzer kavramlara bakıyor.[4] 

Gelelim, en can alıcı noktaya: Bu endekslerin en önemli parçalarından biri, devletin ekonomiye müdahalesi. Yani, bu endekslerde, özgürlük öyle tanımlanıyor ki, bir ülkede eğer vergiler yüksekse, ya da kamu harcamalarının GSYİH'ye oranı yüksekse, endeksin, örneğin mali özgürlük endeksinin, değeri düşüyor. Benzer şekilde, eğer kamu yatırımları yüksekse, yatırım endeksi düşüyor. Ticaret vergileri yüksekse de ticaret endeksi düşüyor. Kısaca, devletin ekonomiye herhangi bir müdahalesi, bu endeksin değerini düşürüyor. Böyle yanlı bir şekilde hazırlanan endekse de, "özgürlük endeksi" adı veriliyor. Hal böyle olunca da, endekse baktığınız zaman, devletin ekonomiye müdahalesinin yüksek olduğu ülkelerde, tamamen yapılan yanlı tanım gereği, endeks, yani özgürlük, düşük çıkıyor. Örneğin, Norveç'te bu endeks, devletin ekonomide önemli bir yer kaplaması nedeniyle düşerken, vergi cenneti olarak tanımlanan Bahreyn'de yükseliyor. Örneğin, 2008 yılı için Küba 27.5, Bahreyn 72.2 ve Norveç ise 69 gibi bir not almış özgürlük açısından. Kuzey Kore'nin notu ise, özel mülkiyeti bile tanımadığı için, 100 üstünden 3. Bu haliyle endeksin, "Demokrasi Dediğimiz Şey" başlıklı yazımda bahsettiğim, demokrasi endeksinden bir farkı olmadığı açık gözüküyor.

Bir kere daha altını çizmek istiyorum: Aslında, büyük ölçüde, "Bir ülkede vergiler yüksekse, devlet harcamaları fazlaysa, vergiler yüksektir ve devlet harcamaları fazladır" anlamına gelen totolojik (tanımıyla kendisini doğrulayan) bir endeks var ortada ve özgürlük ile uzaktan yakında alakası olmayan ve özgürlüğün, tam da liberal bu iki kuruluşun işine gelecek şekilde tanımlandığı bu endekse, özgürlük endeksi (!) deniyor. Ne acıdır ki, sonra da birileri çıkıp, bu endeksi kullanarak, ülkeleri özgürlüklerine göre sıralıyor.

Bu noktada, okuyucuların aklına şöyle bir soru takılabilir: Peki, devlet müdahalesinin ekonomiye etkisinin olumsuz olup olmadığını, sayın Hoca'nın iddia ettiği gibi, hayat standartını düşürüp düşürmediğini nasıl anlayabiliriz? Bu konuda yapılan tonla bilimsel araştırma var ve bunların en ciddi olanlarının sonucu şu: Hükümet harcamalarının ya da vergilerin, ekonomik büyümeyi, kişi başına düşen milli geliri ya da toplam milli geliri olumsuz etkilediği istatistiksel olarak kanıtlanamamaktadır. İsterseniz gelin, bu konuda birkaç grafiği hep birlikte inceleyelim:

Aşağıdaki iki grafikten, üstte olanının x ekseninde, Heritage Vakfı tarafından yayınlanan endekslerden mali özgürlük endeksini (tanımı itibariyle ekonomideki vergi yükünü) ve y ekseninde ise kişi başına milli geliri görüyoruz.[5] Gördüğünüz gibi iki değişken arasında oldukça ciddi bir pozitif korelasyon var. Yani, ülkeden ülkeye vergiler arttıkça kişi başına düşen milli gelir de artıyor. Kişi başına düşen milli gelirinin, akademik çevrelerde, hayat standartını ölçmeden en yakın değişken olarak kabul edildiği göz önüne alındığında, şunu söyleyebiliriz: Vergilerin yüksek olması, en azından ilk bakışta, kişi başına düşen milli geliri azaltıyor değil arttırıyor gözükmektedir.[6]

Devlet1
Üstteki resmin alttaki grafiğinde ise, verileri Türkiye ekonomisinden aldım. X- ekseninde 1950'den 2004'e kamu harcamalarının milli gelire oranını küçükten büyüğe sıralıyoruz. Y-eksenine ise, bu yıllara karşılık gelen kişi başına milli geliri koydum. Grafik, iki değişken arasında oldukça büyük bir pozitif korelasyon gösteriyor. Yani kamu harcamalarının toplam GSYİH içindeki payı arttıkça, kişi başına düşen milli gelir de artıyor, azalmıyor. [7]

Aşağıdaki iki grafikten yukardaki de az önce Türkiye için incelediğimiz değişkenleri, İsveç için gösteriyor. Görüldüğü gibi ilişki yine pozitif. Onun altındaki grafik ise, bence çok daha önemli: 1980-1990 arasında, 86 ülkeden oluşan bir yatay-kesit (cross-section) veritabanı için, X ekseninde kamu yatırımlarının toplam yatırımlar içindeki yerini, y ekseninde ise kişi başına düşen milli gelirdeki büyüme oranını görüyoruz. Resmin açıkça gösterdiği gibi, kamu yatırımlarının ağırlığı büyüme oranını azaltmıyor, aksine bir miktar arttırmadığını söyleyemiyoruz.[8]

 


Peki, bütün bu grafiklerden ne sonuç çıkıyor: Devletin ekonomiye müdahalesinin ülkeleri fakirleştirdiği, ve devletin ekonomide ağırlığının düşük olduğu ülkelerin, daha zengin olduğu iddiasının, en azından incelediğimiz bu istatistikler bağlamında, gerçek dışı olduğunu, sanırım açıkça görüyoruz.

Özetle:

1- Egemen liberal görüş, vergilerin düşük olduğu ülkelerin, daha zengin olduğunu iddia ediyor. Ancak, veriler bunu desteklemiyor.

2- Egemen liberal görüş, kamu yatırımlarının düşük olduğu ülkelerin daha zengin olduğunu iddia ediyor. Ancak veriler, bu görüşü de desteklemiyor.

3- Aynı görüş, ülkelerin kamu harcamalarını düşürdükçe zenginleşeceğini iddia ediyor, ancak istatistikler bu iddiayı da desteklemiyor.

 

Dipnotlar:

[*] Geçen yazımın sonunda, Atilla Yayla'nın yazısının eleştirisiyle devam edeceğini yazmıştım. Ancak, aradan geçen 10 gün içinde, doktora tezimin de konusu gereği, istatistiksel verilerle epeyce bir uğraştım. Hal böyle olunca, bu verileri özetleyen ve aslında konuyla ilgili 3. sırada yazmayı düşündüğüm bu yazıyı siteye koymaya karar verdim.


[1]  Kendisinin yazılarına aşağıdaki adresten ulaşmak mümkün:
http://3hhareketi.org/index.php?option=com_content&task=blogcategory&id=32&Itemid=50

[2] Sayın Hoca'nın bu endeksi ne derece ciddiye aldığı yazısından anlaşılmıyor, ancak kendisinin "Şükürler olsun ki, tarihi tecrübeler bize devlet müdahaleciliğinin sonuçlarını hem geçmişte hemde günümüzde göstermiştir ve göstermeye devam etmektedir. Bkz: Sovyetler Birliği, Kuzey Kore, Küba ve Ekonomik Özgürlükler Endeksi" şeklindeki ifadesinden, bu istatistiksel endekse atıfta bulunduğunu anlıyoruz.

[3] Heritage tarafından hazırlanan endeksin nasıl hazırlandığını incelemek için:
http://www.heritage.org/research/features/index/chapters/pdf/Index2008_Chap4.pdf

[4] Fraser tarafından hazırlanan endeksin nasıl hazırlandığını incelemek için: http://www.freetheworld.com/2008/EFW2008App1.pdf

[5] Grafiği kolayca verisini bulabildiğim ve bütün OECD ülkelerini ve belli başlı bütün gelişmekte olan ülkeleri de içeren 81 ülkelik yatay kesit (cross-section) bir veritabanına göre çizdim. Kişi başına düşen milli gelir verilerini, Pennsylvania Üniversitesi'nin ünlü "Penn World Tables" veritabanından aldım. İlgilenen okuyuculara verileri, Excel dosyası olarak e-posta ile gönderebilirim.

[6] Tabii burda, bilimsel bir araştırmacının yapması gereken, bu veritabanını çeşitli ileri istastistiksel yöntemleri kullanarak ve diğer değişkenleri de kontrol ederek, otokorelasyon, nedensellik analizi gibi analizlerle detaylıca incelemektir. Bu köşe yazısında bunu yapmanın imkanı yok, ancak ilgili okuyuculara konuyla ilgili, vergilerin, kamu harcamalarının ya da kamu yatırımlarının; kişi başına düşen ya da toplam milli geliri ve ekonomik büyüme oranını düşürmediğini istatistiksel olarak gösteren çeşitli kaynaklar önerebilirim. Bunlardan bir tanesi olan, Kaliforniya Üniversitesi'nden Prof. Peter Lindert'in konuyla ilgili oldukça ünlü makalesine burdan ulaşabilirsiniz:
http://www.econ.ucdavis.edu/faculty/fzlinder/Freelunch/freelunchpage.html 

[7] Alt resimdeki istatistiklerin ikisini de Pennsylvania Üniversitesi internet sayfasından aldım:
http://pwt.econ.upenn.edu/php_site/pwt62/pwt62_form.php

[8] Dipnot 6'da da yazdığım gibi burda, bilimsel bir makale yazmadığımız için derin bir istatistiksel analiz yapmıyoruz, ancak verdiğim grafiklerin ekonometrik analizini merak eden arkadaşlar bana e-posta gönderirlerse, kendileriyle elimdeki diğer bilgileri paylaşmaktan memnun olurum. 

[9] Bu konuda elimde, daha birçok istatistik ve araştırma sonucu var. Hepsini bir yazıda anlatmanın, tabii ki imkanı yok, ancak gelecek yazılarda, sırasıyla bunları yazmayı düşünüyorum. Bunlardan, özellikle sosyalist ekonomiden piyasa ekonomisine geçiş yapanlarla ilgili olanları, bu yazıdaki örneklerden çok daha çarpıcı sonuçlar sunuyor.



Bu yazı 2008-11-12 tarihinden beri toplam 2168 kere görüntülenmiştir.

 E-Mail: elgin@umn.edu
Yazar: Ceyhun ELGİN 




Yorumlar


2008-11-29 05:28:02
Yorum Yazan: Siyaset Kahvesi

Sayin Afsar Celik, biz sitemizde açık hakaret olmadığı sürece tüm yorumları yayınlıyoruz. Irkçılık, tepki duyduğumuz siyasi bir ideoloji ve ağır bir suçlama olarak görülebilir. Ancak hakaret değildir. Biz de sık sık, liberal ve muhafazakar arkadaşların ağır suçlamalarına mağruz katılıyoruz. Yazarlarımıza "ahlak dışı" diyen de var, "yutturuyorsunuz", "aldatıyorsunuz" "bağnaz" diyen de.
2008-11-29 01:46:17
Yorum Yazan: afşar

Biri liberalim diyor, Türk ırkçı faşizmini yapıyor. Örnek: Afşar Çelik. Bu ifadeyi benim için kullanan yorum yazarı hiç ir yazımda ırki üstünlükten bahsetmediğimi, ırkın sosyolojide belirleyici olamayacağını defalarca belirttiğimi görmemesi ya cehaletindendir veyahut art niyetinden... Yazılarımda ırka en ufak bri referansta bulunmamışken, gayet aşağılık bulduğum ırkçı tavırla , kendinibilmez biri tarafından itham edilmeyi kınıyorum. Buraya bu tip yorumları alan site yönetimini de kınıyorum. Görünen o ki "falanca şudur, filanca budur!" dışında yapabileceğiniz bir yorum yok. Adım geçmese yorum yazmaya da gerek duymazdım ama madem bütün tartışma zemininiz kimin ne olduğu ile ilgili yalnızca o zaman neolmadığımız söylemek ihtiyacı hissettim. Yoksa size hesap verecek falan değilim.
2008-11-26 16:58:17
Yorum Yazan: SOSYAL DEMOKRAT

Sayın Ceyhun Elgin; 3H sitesindeki yazarların ne kadar hoşgörüsüz olduğunu gördük. Alper Akalın bir yazı yazmış. Öner Bulut da cahil cesareti göstererek, saçmalamış adeta. 3H sitesinde yazanların hiç biri liberal değil. Irkçı, şeriatçı kişiler. Liberalizmi kullanarak, pisliklerinin üzerini örtüyorlar. İlkokul seviyesi bilgilerle sözde bize laf yetiştiriyorlar. 3H sitesinde silinen son yazımı tekrarlıyorum. Lütfen yayınlayın. "3H sitesindeki yazarların liberal olduğundan kuşku duyuyorum. Önceleri 3H sitesinin liberal olduğunu sanıyordum hatta bir iki yazar için liberal demiştim ama yanılmışım. Biri liberalim diyor, Türk ırkçı faşizmini yapıyor. Örnek: Afşar Çelik. Diğeri liberalim diyor, şeriatçılık yapıyor. Hatta ekonomi konusunda bilgisi sıfır. Dün komünizm tartışmasında, bilgisinin olmadığı ortaya çıktı. Örnek: Öner Bulut. Öbürü liberalim diyor, Kürtçülük yapıyor, yani Kürt ırkçılığı. Örnek: Haydar Eren. Ötekisi liberalim diyor, Taraf gazetesine maddi yardım yapalım diyor. Bir nevi serbest piyasaya ihanet ediyor. Yani solculuk yapıyor. Örnek: Kürşat Çetinkoz. Diğer vatandaş, liberal piyasanın nasıl işlediğini bilmiyor, ekonometrik iktisadın ne olduğunu hakkında bilgisi yok ama atıp tutuyor. Örnek: Alper Akalın. Soner Hoca faciasına hiç değinmeyeceğim. Kendini liberal zannederek tartışmaya çalışanlar, biraz okuyun, bilinçlenin. İlkokul seviyesi bilgilerle liberal olunmaz. Adam gibi gidip liberalizmi öğrenin, sonra koca adamlarla tartışın. Not= Bu yazımı sakın silmeye çalışmayın, bilgisayara kayedettim, bir daha yazarım. Herkes ne olduğunuzu görsün. Hoş, bu yazıma cevap veremezsiniz ya. Aydınlanmanız dileğiyle..."
2008-11-26 11:04:23
Yorum Yazan: Soner Hoca

Merhaba Ceyhun bey, yazınıza istinaden www.sonerhoca.com'da vergiler üzerine kısa bir açıklama yazısı yazdım (yaklaşık 1 hafta önce)...iyi çalışmalar...
2008-11-16 07:27:30
Yorum Yazan: Kerem Cantekin

Alper Bey emin olun liberal görüşte olanların mağruz kaldıkları saldırılara Türkiye'de fikir yürüten herkes maruz kalıyor. Bunu önlemenin yolu da farklı fikirlere sahip insanların birbirleri ile bir tartışma kültürü üretmesidir. Ancak bir insanla karşılaştığınız zaman onun nelerden alındığını neleri daha doğal karşıladığını bilemezsiniz. Ben Ceyhun'u mesela çok rahat eleştiririm çünkü senelerdir tanırım. Ancak sizin nelere alınacağınızı bilmediğim için daha dikkatli bir üslup kullanmaya çalışırım. Tabii sizin kararınız ancak bizim farklı görüşlere sahip insanların bizim yazılarımızı eleştirmesinden mutluluk duyuyoruz. Bu eleştiriler hakaret olarak algıladığımız kelimeleri içermeden yapılırsa elbette daha çok mutlu oluruz.
2008-11-15 20:47:04
Yorum Yazan: Ceyhun Elgin

Demokrasi ile ilgili de okuyucularımızın aklında soru işaret kalmaması için şu yorumu yapmak isterim: En zengin arap ülkelerinin hemen hepsi petrol nedeniyle zenginler krallık oldukları için değil. Ancak, bunların petrolden gelen zenginliklerini ayıklamak ve sonra da demokrasi ile zenginlik arası bir ilişki araştırması yapmak mümkün. Bu araştırmayı ciddi sayıda bir ülke için yapan, çok iyi bir dergide(American Economic Review) yayınlanmış çok güzel bir makale var, adı Income and Democracy yazarları da MIT'den Daron Acemoğlu, ve Simon Johnson Harvard'dan James Robinson ve Columbia Üniversitesi'nden Pierre Yared. Sonucu da şöyle: Demokrasi ile kişi başı GSYİH arası bir ilişki yoktur. Google'da aratmaya üşenen arkadaşlar için de direk makalenin son cümlesini buraya yazayım: "Consistent with this, the positive correlation between income and democracy disappears, even without fixed effects, when we control for the historical determinants of economic and political development in a sample of former European colonies."(yani kısaca demokrasi ve gelir arası pozitif korelasyon, çeşitli değişkenleri kontrol ettiğinizde kaybolmaktadır.) Bu konunun benim yazımla, uzaktan ya da yakından alakası yok, ancak sayın Akalın böyle bir örnek vermeyi tercih ettiği için yazma gereği hissettim.
2008-11-15 17:21:59
Yorum Yazan: Ceyhun Elgin

Alper Bey, yaziyi okumadan elestiri yapiyorsunuz. evet tekrar ediyorum yaziyi okumuyorsunuz ya da okuyorsunuz ve anlamiyorsunuz ki bu daha vahim. Peter Lindert'in makalesine bakmadiginiza da eminim. Veriler, cizgiler, size alakasiz ya da ideolojine ters gelebilir ve haliyle size de rahatsiz ediyorlar ama dogrular. bir onceki yazida oldugu gibi, yine, bu sefer acikca iddianizin yanlis oldugunu da bilmenize ragmen, bir noktaya takilip duruyorsunuz. Oldukca komik olan ve ekonometriye giris dersi alan bir ogrencinin dahi okurken gulmesinin kesin oldugu iddianiza: Sizin dedigin gibi eger %20den sonra regresyon egrisi cizmeye kalksak sadece 8-9 sene ile regresyon egrisi cizersin, halbuki ekonometriden az cok anlayan biri de bilir ki elde en az, o da en minimum kosul, 20 veri olmadan regresyon yapilmaz. tekrar ediyorm: YAPILMAZ.. ne yapilir peki? elde ne kadar veri varsa ona bakilir..benim linkini verdigim penn world table'da 1950den beri tum veriler var. ben de hepsini koydum. sonra peki bu iliski ters donebilir mi diye merak ediyorsaniz da "structural break" diye bir analiz vardir, wikipediadan bakabilirsin ne olduguna, onu yaparsin ve dedigin ters donus var mi yok anlarsin. Ya da eger devletin buyumesi mi zenginligi arttiriyor ya da insanlar zenginlestikce adete bir luks mal talep edercesine devlet harcamasimi talep ediyor diye dusunursunuz ve iliski hangi yonde diye gormek icin Granger nedensellik(bunu da wikipediadan arastirirsan bir madde cikar mutlaka) testini yaparsin. Tekrar ediyorum, soylediginiz degiskenleri ve hatta daha fazlasini da kontrol etmeden,yani Turkcesiyle hesaba katmadan, bir analiz yaparsaniz cok ama cok komik duruma dusersiniz. Eger gercekten yaptigim analize inanmasaydiniz, yazida da yazdigim gibi paylasmaktan imtina etmeyecegim, veritabanini ister ve ayni analizleri siz yapip beni yalancilikla suclayabilirdiniz.Ama isin aci tarafi, bir siz bu analizleri yapmayi bilmiyorsunuz. Ikincisi de zaten dediklerimin yalan olmadigini biliyorsunuz. Biliyorsunuz, ancak buna ragmen inkar etmekten baska careniz olmadigini dusundugunuz icin yapabileceginiz tek seyi yapiyorsunuz. Inkar ediyorsunuz. bunu yaparken de sokak agziyla konusmayi samimiyetle karistiriyorsunuz. Uzun lafin kisasi, Alper Bey gosterdigim regresyon cizgisinde bir komiklik falan yok, komiklik birilerinin cikip konu hakkinda zerre kadar bilgi sahibi olmadan, karsi tarafi bilimsel etik(ahlak) disina cikmakla suclamasinda. Sonra da kahve ortaminin samimiyetiyle, hakaretvari uslubu birbirine karistirmakta. Ideolojik olarak ezberlediginiz ve karsi taraflara attiginiz suclamalari konu ne olursa olsun kullanip duruyorsunuz. Takmissiniz bir "burokratik zihniyet" diye gidiyorsunuz, insanlarin birbirine karsi saygili olmasiyla, seviyesiz olmasi arasinda izin verin de bir fark olsun. Gerci simdi saygi falan dedim de aklima geldi bir sonraki yorumunuzda da beni Ittihatcilikla suclamaniz icin elinize koz verdim galiba.
2008-11-15 11:39:38
Yorum Yazan: Alper Akalin

bu arada size haşa hiçbirşey bilmiyorsunuz demedim. biliyorsunuz ama bildiğiniz halde bazı şeyleri görmezlikten geldiğini için bilimsel etikten uzaksınız dedim. bu iddiamda da ısrarcıyım. "beş para etmez bomboş bir yazı" demedim ben. ama bilmesek hakikaten yutturucaksınız ceyhun bey; ne var bunda? siz bence cok erken yaşlanmışsınız; ben daha 25ime basmadım, size yutturacaksınız demicem de; profesör adamlara mı diyeceğim. yani illa burokratik ve soguk dille mi konusalım; samimi ortam istedim ama bence kanımız uyusmadı. zira siz beni yalnış anlıyor ve bana hakaretlerde bulunuyor, benim size takılmamı ise hakaret olarak adlediyorsunuz. açıkçası ben buraya bilimsel makale kritiği yapmaya gelmedim; elinde ilginc kahvesiyle foto cektirmis genc bir adama rahat bir tavırla eleştirilerimi yonelttim. sitenin adı ki "siyaset kahvesi", yani bana "kahve içerken edilen siyasi sohbetler kadar naif" bir ortamı çağrıştıran bir yerde, benim "yutturuyorsunuz" lafımdan rahatsız olunuyor ve akademik dille konusmam gerekiyorsa, bence sitenin adında sorun var; ya da biraz siz rahat olun ceyhun bey. zaten her daim akademiya dünyası içerisindesiniz, gelin de burada yaşınıza ve verdiğiniz fotoya uygun sivil bir genç gibi takılın. rahatsız ettiğim için özür dilerim. ama inanın kişisel tanışıklığımız olsa, liberalizm ve serbest piyasanın bizler tarafından savunuldugunu gorseniz, iyi ki siz savunuyorsuuz dersiniz. asiliğimiz, biraz da saldırıların coklugundandır. umarım anlaşılmışızdır. yoksa sizdeki bu önyargıyla daha da fazla sizle tartışmaya girmek istemem. muteakip yazılarınızı yazmaya devam eder, yine piyasayı çarpık şekilde eleştirir; seviyeli ve soguk ama tespitlerinize katılan yorumlarla bilmeyenler de alkış tutar, siz de mutlu mesut yazmaya devam edersiniz.
2008-11-15 11:33:37
Yorum Yazan: Alper Akalın

Ceyhun Bey; Demişsiniz ki; "sadece E-Views isimli ekonometri programının oluşturduğu basit regresyon çizgilerini verinin üzerine yapıştırdım ki, grafiklerde sunulan değişkenler arası pozitif ilişki gözüksün diye." yalnız bakın isveç ile ilgili grafikte regresyon egrisine bakcak olursak, oradaki komikliği siz göremiyorsanız; ben daha size ne diyeyim? isveç gsmh diagramı, resmen kamu harcamaları %20yi gectikten sonra sola yatıyor. yani %20 yi gectikten sora, refah düşüyor, grafikte çok net görülüyor bu. sizden ricam, o "indirgemeci" lineer çizgiyi, x grafiğindeki %20 noktasından itibaren çizin. eminim, ters korelasyonu goreceksiniz. kaldı ki; ters korelasyonu gorseniz bile, bana göre hala bilimsel değil. gsmhyi etkileyen diğer değişkenleri kontrol ettim demişsiniz; ettiyseniz neden modelinizin içine dahil etmediniz? yani onlarla da ilişki var ama ben sadece bunu koydum demeniz, sizi haklı çıkarmaz ki? bir de demişsiniz ki; "kaldı ki iddiası doğru dahi olsa, verilerdeki tek bir noktanın onlarca nokta arasında çok da önemli olmadığı her istatistikçinin bildiği bir şeydir. Zaten regresyon analizinin çıkış noktası da budur. Bütün noktalara, belli kriterlere göre, en yakın eğri ya da doğru bulunur." ee zaten bahsettiğim nokta bu; aykırı bir ilişkiyi, regresyon yoluyla "içetmek"; yani, ille de bir trend yakalamak için, normal gözükmeyen durumları normale yaklaştırmaya çalıştırmak. bu çok basit methodlarla, ekonomi dünyasındaki kompleks olaylar hakkında yorumlar bulunursanız; bütün modelleriniz zaten çöker. söz gelimi elimizde şöyle bir data var; kontrol değişkeni x* değerindeyken bagımsız değişken bir -y değeri alıyor, bir de y değeri. sizi analize göre, x=x* iken y'nin sıfır olması gerekir. halbuki, ben de diyorum ki, x ile y arasında saglam bir ilişki yok zira y bir öyle bir böyle. işte siz, isveçin kamu harcamalarında %20'den %25 e arttığı zamanlar gsmh'nin düştüğü durumu, ilk %5 ten %20'e gelirken artan gmshe trendine sokmak için böyle bir lineer çizgi çizmişsiniz; ama bu çizgi gerçekleri göstermekten çok uzak diyorum ben.
2008-11-15 01:59:13
Yorum Yazan: Ceyhun Elgin

Yorumlardan, liberal arkadasların yazının içeriğinden rahatsız oldukları ve bilimsel gerçekleri kabul edemedikleri anlaşılıyor: Bu güzel bir şey..Kuhn'un dedigi gibi bilimsel gerçeklik, eğer mevcut düşünce yargılarını kökten sarsıyorsa, insanlar önce bunu inkar etmeye çalışırlar. Gerçeğe ancak zamanla alışırlar. Ancak, Türkiye'de liberalizmin ya da serbest piyasa ekonomisinin savunulmasının da bu şekilde yorumlar yapan arkadaşlara kalmasına da çok üzülüyorum. Bilim adamı kişiliklerine saygı duyduğum, Friedman, Mises, ya da Hayek'in üzüntüden mezarlarında ters döndüklerine eminim.Ünlü Avusturya'lı liberal teorisyenlerden ve sayın Akalın'ın tanıdığına eminim olduğum Eugen von Böhm-Bawerk dahi "ZUM ABSCHLUSS DES MARXSCHEN SYSTEMS" (Türkçe'ye nedense Almanca'dan değil İngilizce başlığından çevrilerek Marks ve Marksist Sistemin Bitişi diye çevrilmiştir, bunun nedenini Liberte Yayınları'na sormak lazım) adlı kitabında Marx'ı oldukça ağır eleştirmesine ve rağmen son paragrafına aklımda yanlış kalmadıysa "...Marx aber wird einen bleibenden Platz in der Geschichte behaupten"(...ama Marks, tarihte önemli bir yer tutacaktır) gibi bir ifadeyle başlar. Keşke Böhm-Bawerk'in ülkemizde temsicileri de kendisi gibi düzeyli ve tutarlı olabilselerdi. Neyse, gelelim, sayın Akalın'ın adeta sokak ağzıyla yaptığı eleştirilere. Benle ilgili kişisel ve desteksiz eleştirilerini es geçiyor ve içerikle ilgili yaptığı az sayıda eleştiriye geçiyorum: 1- Ben yazının hiçbir yerinde ekonometrik regresyon analizinden bahsetmiyorum. Verdiğim grafiklerin de bunun sonucunu olduğunu yazmadım. Sadece E-Views isimli ekonometri programının oluşturduğu basit regresyon çizgilerini verinin üzerine yapıştırdım ki, grafiklerde sunulan değişkenler arası pozitif ilişki gözüksün diye. Yoksa sayın Akalın,rahat olsun, elimde çok ciddi bir panel veri bankası var, gereken sabit ve rassal etkili panel veri analizini de yapabilirim, ancak bunu yapınca okuyucu haklı olarak yazıdan hiçbir şey anlamaz.Sayın Akalın, tenezzül edip yazının dipnotlarına baksaydı bu konuda, okunabilecek basit bir makaleye atıf da bulunduğumu ve benden başka kaynak isteyen okuyuculara daha başka kaynaklar önermeye hazır olduğumu görecekti. Kendisi ayrıca ekonometri bilgisi konusunda yarışmak niyetindeyse, orataya bilimsel eleştirilerini koyarsa, onu da yapmaktan memnuniyet duyacağımı bilmesini isterim.. Kendisine zaten e-posta kanaliyla bir kitap önerdim, onu okuduktan sonra gerekli tartışmayı yapmak benim için bir zevk olacaktır. 2- Sayın Akalın'ın İsveç'le ilgili eleştirisi ise gerçekten çok komik. Tek bir noktaya bakarak yorum yapmanın sağlıksızlığı üzerine çok güzel bir örnek teşkil eden ve kitaplara girecek bir örnek. İsveç'in tarihinin en büyük GSYİH'sine en düşük devlet müdahalesiyle ulaştığını yazmış ki bu doğru değil, grafiğe bakınca bu çok açık görülüyor. En küçük kamu harcamaları/GSYİH oranı %12 olmasına rağmen, söz konusu yılda oran %22.5 civarında, dolayısıyla kendisinin grafiğe yanlış baktığı ve bir daha bakması gerektiği açık, bu bir. Kaldı ki iddiası doğru dahi olsa, verilerdeki tek bir noktanın onlarca nokta arasında çok da önemli olmadığı her istatistikçinin bildiği bir şeydir. Zaten regresyon analizinin çıkış noktası da budur. Bütün noktalara, belli kriterlere göre, en yakın eğri ya da doğru bulunur. Sayın Akalının bunu bildiğine inanıyorum ancak bilmesine rağmen böyle tuhaf bir yorum yaparak nereye varmak istiyor açıkçası anlamış değilim. 3-Kendisinin bir desteksiz eleştirisi de ekonometri teorisinde kontrol değişkenleri olarak geçen değişkenle ilgili. Ben literatürde benim savımı desteklediğini iddia eden makalelerde, kendisinin üç beş tane saydığı bütün degiskenlerin kontrol edildiğini yazdim. Zaten akademik bir dergiye, çeşitli değişkenleri kontrol etmeden bir makale gönderirseniz, komik duruma düşersiniz ve makaleniz doğrudan reddedilir. Atıf da bulunduğum makale ise oldukça başarılı ve saygın bir iktisat profesörünün makalesi. Zaten saygın olmasa UCD'de hoca olmasına da imkan olmazdı. Sayın Akalın'ın bunu da bildiğine eminim, ve bunu bilmesine rağmen buraya yazmasini sadece demogoji amaçlı bir eleştiri olarak görüyorum. 4- Son bir noktada eleştirilerle ilgili. Buraya yazılarımızı eleştiri gelsin ki biz de yeri gelirse ikna olup görüşlerimizi değiştirebilelim diye koyuyoruz. Ancak, özellikle de liberal arkadaşlardan, hakarete varan eleştiriler gelmesi çok ilginç. Sonuçta eleştirinize, "taraflı akademisten", "beş para etmez bomboş bir yazı", ya da "öğrencilerinize... acıyorum" "...yutturacaksınız"gibi sadece sizi küçültecek ifadelerle başladığınız zaman, karşı tarafı bırakın ikna etmeyi aksine, görüşlerinin doğruluğuna daha da inandırmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz. E tabii, amacınız yapıcı eleştiri yapmak, dünyadaki gerçeklerin, gerçekten ne olduğunu anlamak değil de, demogoji yapmak ve hakaret etmekse, o zaman bir sözüm yok, amacınıza gerçekten ulaşıyorsunuz.
2008-11-15 00:57:42
Yorum Yazan: Alper Akalın

önceki yorumdan devam edeyim gercekten istatistikler yalan söyler lafını gerçek kılan "ideolojik taraflı" akademisyen olma yolunda hızla ilerliyorsunuz. tebrikler istatisitiklere gelecek olursak. regreasyon egrisi koreleasyon hesabı icin basit bir genellemedir. yani belki logaritmik ya da (ters) parabolik fonksiyonlarda kullanılması saglıklı olmayan bir basit genelleme ya da indirgemeci matematiksel ilişki kurmaya yarar (ya da yaramaz). kaldı ki, gsmhnin tek faktörü devlet müdahalesimidir ki; iki grafige dataları yapıstırmıs yorum yapıyorsunuz. oraya bir de ekleyin bakalım; burokratik engeller, serbest ticaret, para politikası, siyasi konjonktur ve daha sayamayacagım bir cok benzeri degiskeni de ole olcun gorelim. sizin bu hesaba gore, ortadoguda demokrasi fakirlik getirir zira ortadogu ulkelerinde gsmh, daha az demokratik rejimlerde yüksektir. böylesine dar scope da veri analizi de ancak liberalizmi karalicam diye bilim etiğinin dışına çıkmayı göze alabilecek kadar ideolojik bagnazlıga yakışır ki; bu durumu size hiç yakıştırmamaktayım ceyhun bey. not: isveç grafiğğinze bakacak olursak; isveç tarihinin en yuksek gsmhsine çok düşük devlet bütçesi zamanında ulaşmış. o eğriyi boşa çizmişsiniz ceyhun bey zira en üstteki noktayı konuyu bilmeyenler görmese de allaha şükür ben görebiliyorum.
2008-11-15 00:45:51
Yorum Yazan: Alper Akalın

verdiğiniz istatistikler doğru mu bilmiyorum ama doğru bile olsa regreasyon egrileriniz yalış çizilmiş. yine basit indirgemecilik yoluyla okuyuzuyu aldatma yoluna gitmişssiniz ceyhun bey. sizde akademik etik duygusunun cok dusuk oldugunu gozlemliyorum son iki yazınızdan. yani bilmesek yutturacaksınız; zaten bilmeyenlere de yutturuyorsunuz anladıgım kadarıyla, öğrencilerinize ve ilerde öğrenciniz olacaklara acıyorum. gercekten istatistikler yalan söyler lafını gerçek kılan su "ideolog
2008-11-13 18:46:42
Yorum Yazan: Ceyhun Elgin

Oner Bey, 1-ozgurluk ve zenginlik kriteri olarak tabii ki GSYIH'yi almak mukemmel bir secim olmayabilir. Ama sizin de bir elestirinizde yazdiginiz gibi alternatif kriterin ne oldugunu bulmadan da elestirmek dogru degil. Sonucta, ortada bilim dunyasinin yillardir kullandigi cesitli kriterler var. Onlara bakiyoruz, ornegin bir kriter de BM'nin yayinladigini Insani Gelismislik Endeksi (Human Development Index) ki bunun icinde ortalama yasam suresi, okuma yazma orani bile var. Bu endekse gore de ekonomiye devlet mudahalesi iyi bir seymis gibi gozukuyor. Yani, eldeki her ne bilimsel veriye bakarsaniz bakin devlet mudahalasi kotu cikmiyor.Alternatif bir bilimsel veri oneriniz varsa ona da bakip sonuclarini yayinlamaktan buyuk memnuniyet duyacagimi bilmenizi isterim. 2- Gelelim ikinci elestirinize, yani elde hic devlet mudahalesinin sifir oldugu ulke bulunmamasi sorununa. Anarkoliberalist degilseniz, diger tum liberal okullarin savundugu gibi zaten siz de sinirli devlet mudahalesini savunuyorsunuzdur. Yani sonucta, hukuk olucak, ulke guvenligi ve hukukun uygulanmasi icin polis olucak ki ozel mulkiyete zeval gelmesin. bunlar icin de devlet olacak. Yani zaten liberal teoride de buyuk bir cogunluk(anarkoliberaller disinda ki ben bunlardan Liberalizm Uzerine Tezler baslikli yazimda bahsettim) devlet mudahalesi sifir olsun demiyor. Sifirn ustunde olan ulkelere baktigimizda da,ki zaten butun ulkelerde durum bu, bu mudahale arttikca, ulkelerin esitsizligi ve fakirlik endeksleri azaliyor, insani gelismis endeksleri, buyume oranlari, kisi basi GSYIH'leri artiyor. Eger akliniza gelen baska bir sayisal endeks ya da istatistik verse onlari da bulup bakmaya ve sonraki yazilarda anlatmaya hazir oldugumu bilmenizi isterim. Gelelim bu maddeyle ilgili asil elestirinize Iddianiz sanirim su: Pozitif devlet mudahesi oldukca, devlet mudahalesi artarken zenginlik artabilir dogru. Ancak bu sifir mudahalenin daha iyi olmadigini gostermez. Bu elestirinize ilk cevabim,zaten anarkoliberal degilseniz,sizin de sifir mudahaleyi savunmadiginizdi. Eger anarkoliberal iseniz de sunu diyebilirim: Istatistik bilimi inanilmaz gelismis durumda. Bu durumda, sifir mudahale olan ulkeler gercek hayatta yok ancak sifira yakin ekonomik mudahalenin oldugu ulkeler var dunyada, bunlarin bir kismi petrol zengini diger kismi da Karayip ya da okyanusta adalari gibi turizm cenneti. Sirketlerin bol bol sube actigi vergi cenneti ulkeleri kastediyorum. Bunlarin Soner Bey'in bahsettigi ekonomik ozgurluk endeksi degerleri de vergileri cok dusuk oldugu icin tanim geregi(totolojik olarak) oldukca yuksek. Bu ulkeler de zaten benim atfettigim veribankalarinda bulunan ulkeler,yani zaten bunlari dislamiyoruz analizde. Kaldi ki,yukarda bahsettigim istatistiki yontemleri kullanrak, bu ulkelerin zenginliklerinin petrolden ya da turizmden gelen kismini ayiklayip, kalan kismin devlet mudahalesinden nasil etkilendigine bakiliyor. cikan sonucunu da soyleyim: ekonomiye devlet mudahalesi zenginligi,insani gelismislik endeksini, buyume oranini azaltmiyor, fakirlik orani ve esitsizligi arttirmiyor. zaten benim de Soner Bey'in yazisinda karsi ciktigim oge budur. ayni yontemlerle, elde verisi olmayan sifir mudahale durumunu simule etmek ve cikan sonucun ne olacagini tahmin etmek de mumkun, bu da yapiliyor ve cikan sonucunu yine soyleyim: sifir mudahale, sifirdan buyuk bir mudahaleden daha iyi sonuc vermiyor.
2008-11-13 15:52:31
Yorum Yazan: fortis et liber

Verdiğiniz istatiksel verilere ve bu veriler ışığındaki yorumlarınıza saygı duyuyorum. Fakat görmezden gelemeyeceğimiz nokta şu: Özgürlük ve zenginlik tespiti yapılırken, tek kriter olarak GSMH'nın ya da GSYİH'nın alınması yanlış sonuçlara götürür. Devletin müdahalesinin olduğu ülkelerin daha zengin olduğu sonucuna da ulaşabilmemiz için, önümüzde devlet müdahalesinin hiç olmadığı ülke örnekleri olmalı. Ama çağdaş ekonomik dünyada devletin ekonomiye hiç müdahale etmediği bir ülke yok. Bu nedenle karşılaştırabileceğimiz bir örnek de yok. Önce böyle bir örneğin ne gibi sonuçlar doğuracağını gözlemlememiz gerekir ki, devlet müdahalesinin iyi mi yoksa kötümü olduğu yargısına yaklaşalım. Böyle bir örnek olamdığına göre, bizim yaptığımız yorumların ampirik düzlemden daha çok teorik düzlemde olması gerekir. Saygılar.
2008-11-13 15:20:58
Yorum Yazan: Ceyhun Elgin

merhaba Oner Bey, sonunda kendi isminizle siteye yazmanizi basardik. Sozu uzatmadan ve zaman kaybetmeden hemen elestirilerinize gecelim: Road to Serfdom'u okudum. Esasli bir sosyalizm elestirisidir ama biz burda sosyalizm savunuculugu yapmiyoruz farkindaysaniz. Sadece devletin mudahalesinin fazla oldugu ulkeler daha zengindir(zenginligin en azindan gunumuzde kullanilan tek olcusunu kisi basi GSYİH olarak alirsak ve ekonomik olarak daha hizli buyumektedir, fakirlik orani daha azdir, GINI indeksi daha azdir) diye bilimsel veri gosteriyoruz. Bu butun istatistikler methodlar kullanilarak da gosterilebilen bilimsel bir gercek,isterseniz gelin methodlari tartisalim ama gercekligi tartisamayiz. Ben tabii tum bu methodlara ve verinin detayina girmedim ama bir makaleye atif yaptim dipnotta. istediginiz zaman onlarcasina daha da atif yapabilirim. bunlardan cikan sonuc sudur: elimizde buyuk veribankalari(dataseti boyle ceviriyorum kusura bakmayin) var. 100 ulkenin 40 ya da 50 yillik ortalamalarini alin ve yatay kesittte(bu da cross-section'in kendimce cevirisi) bakin. hatta gidin bircok degiskeni de kontrol edin. goruyorsunuz ki, en azindan benim atifta bulundugum makale ve diger onlarcasi da gosteriyor ki, devlet mudahalaesi bir ulkeyi daha mureffeh(zengin) yapiyor. demissiniz ki, AB oncesi Avrupa'mi iyi, AB sonrasi Avrupa'mi? Yahu AB oncesi Avrupa bundan 40 sene oncesine tekabul ediyor. tabii ki AB 40 sene oncesine gore daha iyi, ama bunun ne kadari devlet mudahalesinden ne kadari diger baska degiskenlerden kaynaklandi buna bakmak lazim.bunun yolu da boyle laf ile ornek vermek degil(yoksa klasik "ad hoc ergo proctor hoc" hatasina dusersiniz), istatistiksel yontemler uygulamaktir. Ben de yazida, ekonomi ya da ekonometri bilmeyen birinin anlayacagi sekilde bunu yapmaya calistim. Daha ilgili arkadaslara da kaynak verdim.Cunku bu yontemleri uygularsaniz ve gidip de bir grup ulkeyi alirsaniz, devletin mudahalesinin fazla oldugu ulkelerin ortalamada daha zengin oldugunu gorursunuz. bir ulkenin zengin olmasi insanlarin olmasi anlamina gelmez demissiniz. dogru, bunu neyle olceriz peki: esitsizlik endeksiyle. bir ulkedeki tum zenginligi sadece 1 kisi(diktator) aliyor ve halk surunuyorsa o ulkede, lorenz egrisi 45derece cizgisiyle ayni cikar ve GINI indeksi de 1 cikar. bu uc bir ornek ama mesaji su, eger dediginiz gibi bir ulkede zenginlik halka yansimiyor sadece devletteki birkac yuz ya da bin kisilik azinligin cebine gidiyorsa, gini indeksi 1 cikmaz ama 1e yakin, yani yuksek cikar. verilere bakiyoruz, sosyal devletin genis oldugu ulkelerde gini indeksi, ne suprizdir ki(!), dusuk cikiyor. bu da istatistiki olarak kanitlanmis bir gercek.
2008-11-13 09:56:10
Yorum Yazan: fortis et liber (Öner Bulut)

Öncelikle cinsiyetimin erkek olduğunu belirtiyim. 1. Evet belki 5 yıllık bir süreç, sağlıklı bir veri elde etmemiz için yeterli değildir. Ancak Türkiye'nin de serbest ticaret ve ekonomi geçmişi o kadar uzun değil. Maalesef ki Türkiye özelinde ancak 5-10 yıllık bir süreci değerlendirebiliriz. Zira Özal öncesi ekonomide Türkiye'nin karanlık çağı idi. Fakat dünya genelinde, söylediğim iddiayı destekler örnekleri de rahatça bulabilirsiniz. Mesela AB örneğini ele alalım. Roma Antlaşması öncesi ve sonrası diye Avrupa ekonomisini ikiye ayıralım ve ampirik olarak özgürlük-zenginlik-müreffehlik karşılaştırması yapalım. Sizca devlet müdahalesinin üst düzey olduğu AB öncesi Avrupa mı daha özgür-zengin-müreffeh, yoksa devlet müdahalesinin olabilecek en asgari düzeyde olduğu AB sonrası Avrupa mı daha özgür-zengin-müreffeh? Bence görünen köy kılavuz istemez. Sanırım bu örnekleme, bahsettiğim olgu ve değerlerin de doğruluğunu ampirik olarak kanıtlıyor. 2. Liberal fikriyat içerisinde farklılaşmaların olması kaçınılmazdır. Zira liberalizmin özü zaten bu farklılaşma da ve farklılıkların özgürlüğünde yatmaktadır. Salt ve tek bir liberal anlayışın varlığı aslında liberalizmin yokluğu anlamına gelecektir. Bu nedenle liberal teoride farklı düşünce tarzlarının olması bir eksiklik değil, zenginliktir. 3. Devlet müdahalesinin bireyi değil devleti zenginleştirdiği konusunda bir sürü veri var. Ancak tabi araştırmak gerekir. Hayek'in Kölelik Yolu'nu okursanız bu verileri göreceksinizdir. Sosyalizm ve liberalizm arasındaki farkı, bu şekilde, daha da belirgin olarak anlayabilirsiniz. Yani benim söylediklerim, kendi uydurduğum safsatalar değil. Kanıtlanmış ya da en azından kanıtlanmak üzere yeterli temele oluşturulmuş liberal fikriyatın genel kanısıdır bu. 4. Ceyhun beyin yorumuna nacizane cevap vermeye çalıştıktan sonra, Kerem beyin yorumuna da kısaca değinmek isterim: Örneklemeniz de sadece iki seçenek kullanmışsınız. Bütün mülk devletindir, ya da bütün mülk bireylerindir. Bir de şu seçeneği gözetiniz: Bireylerin özel mülklerinin olduğu ve bu mülkiyet haklarının güvence altında olduğu, aynı zamanda da kamunun yararına açık ve herhangi bir sahibi olmayan (devlet de sahibi değil) mülklerin olduğu site devleti seçeneği. Belki tam ve güzel bir örnek olmayacak ancak Osmanlı da bu örneği görebilirsiniz. Son kertede benim ütopyamdaki devlet denen mekanizması, aslında bireyin özünden doğan hakların dışında bir yetkisi olmayan, ve bu yetkisini de bireyin aleyhine kullanmayan, olabildiğince minimal ve az harcama yapan bir devlet mekanizmasıdır. Evet çağdaş devletin geldiği nokta düşünüldüğünde gerçekten de ütopya kalıyor bu hayalim. Saygılar... e-mail: bulut.oner@gmail.com
2008-11-13 04:29:28
Yorum Yazan: Kerem Cantekin

Fortis Hanım belki şunu dikkate almanız gerekiyor. Eğer devlet ideal demokratik bir yapıya sahipse zaten o ülkenin insanlarına aittir. Bu durumda devletin zenginliği doğrudan insanlara yansır. Fikrimi şöyle açmaya çalışayım. Ülkemizin ufak bir şehir devleti olduğunu varsayalım. Birinci durumda şehrin içerisindeki tüm araziler özelleştiriliyor yani satılıyor. Bu durumda her bireyin sadece kendine ait olan küçük parçaya gitme özgürlüğü vardır. İkinci durumda tüm araziler devlete ait. Bu durumda insanların şehrin her yerine gitme özgürlüğü vardır. Bu durumda insanların özgürlüklerinin arttığı iddia edilebilir. Elbette şehir devleti eğer bir diktatör tarafından yönetiliyorsa diktatör şehrin büyük bölümünü kapatıp halkı sokmayabilir. Ancak zaten halkın özgürlüğünü arttırması için devletin olabildiğince demokratik olması gerektiğini yazmıştım.
2008-11-13 03:58:12
Yorum Yazan: Ceyhun Elgin

Bu şekilde uzun yorumlar yapacak okuyuculardan ricam, yorumlarının devamında yazının sonunda verilen e-mail adresine yazarlarsa, kendileriyle tartışmaya e-mail ile uzun uzun devam etmekten büyük memnuniyet duyarım.
2008-11-13 03:56:45
Yorum Yazan: Ceyhun Elgin

Fortis Hanım, 1) farklı liberal teorilerin farklı görüşlerinden önceki yazımda bahsettim,okumadan eleştirmenize şaşırdım açıkçası. Ayrıca devlet müdahalesinin optimal değerinin liberal teoride bir görüş birliği içinde tanımlanmamasını da eleştirmiştim,lütfen eleştirilerinizi yazıları iyice okuyarak yapınız 2-Bahsettiğiniz olgu ampirik olarak kanıtlanmamıştır zaten bu yazıda da bunu yapıyorum. Müreffeh olmanın ampirik ölçüsü olarak ne düşünüyorsunuz çok merak ediyorum,bilim dünyasında kabul edilen ölçüleri ben tek tek yazdım ve bu ölçülere göre devlet müdahalesinin müreffehliği düşürmediğini yazı boyunca anlattım.Endeks önermediğim eleştirinize de isterseniz şöyle cevap vereyim:Yeni endeks önerimi devlet harcamalarının GSYİH'ye oranı olarak yapıyorum ve buna özgürlük endeksi diyorum. Yani bir ülkede devlet ne kadar çok harcarsa o ülkede özgürlük o kadar çoktur. Endeksi beğenmediniz değil mi?E ben de beğenmedim,ama bu önerdiğim endeksin,sizin savunduğunuz endeksten zerre kadar farkı yok. 4)ben 5 yıllık bir veriden değil onlarca yıllık verilerden ve kesit verilerden bahsediyorum.5yıllık veriyle istatistiki yorum yapmaya kalksanız bilim dünyasından aforoz edilirsiniz. 5)Devlet müdahalesinin insaları değil devleti zenginleştirdiği iddianız var. Ama bu tip iddialar bulunmadan önce,elinizde veri bulunması gerekiyorYoksa hepimiz çıkıp kendi görüşümüzü doğrulayacak şekilde atıp tutalım,veriler bu atıp tutmalarımızı desteklemezse bunun ne anlamı var ki?
2008-11-13 00:04:39
Yorum Yazan: fortis et liber

1. Bu en azın ne olduğu ya da ne kadar az olduğu, teoride doğru düzgün tanımlanmamıştır, bundan bir önceki Liberal (Ekonomik) Kriz Edebiyatı başlıklı yazımda liberal teorideki bu boşluktan bahsetmiştim. Evet, liberalizmi bilmediğiniz ve ama buna rağmen eleştirdiğiniz doğru. Liberal teoride devletin ekonomiye müdahalesini en aza indirmek diye bir öneri yoktur. Devlet, ekonomiden tamamen elini çekmesi ve bir tüccar gibi hareket etmemesi gerekir. Ekonomi, piyasa koşullarında kendi kendisini idare eder ve illa ki bir üst güç (el) tarafından yönlendirilmesi gerekmez. Serbest piyasa da ise, devletin yeri yoktur. Peki devlet ne işe yarar? Anarko-Liberallere göre hiçbir işe yaramaz. Devlet denen bir mekanizmaya gerek yoktur onlara göre. Onlar, her faaliyetin kendi piyasası olduğunu varsayarak, devlet denen soyut kavramın aslında gereksizliğini ispatlarlar. Klasik Liberaller ise devletin varlığını kabul eder. Fakat onlara göre de devlet, adalet-savunma-emniyet dışındaki konularda faal olamaz. Hele hele, ekonomi de devletin hiçbir yeri yoktur. 2. Böyle yanlı bir şekilde hazırlanan endekse de, "özgürlük endeksi" adı veriliyor. Yine aynı eleştiriyi getireceğim. Sadece cevap vermek için bir dolu şey yazmışsınız. Ama kayda değer bir fikir yok içerisinde. Özgürlük endeksi için uygulanan kriterleri eleştirmişsiniz. Madem bu kriterler özgürlük için endeks alınamaz, o zaman siz birkaç kriter koyun ortaya da özgürlük için endeks alalım. Tabi ki devletin sosyal-ekonomik-kültürel-siyasi hayata müdahalesinin en az olduğu ülkeler daha müreffeh ve özgür. Bu ampirik olarak da kanıtlanmış bir gerçek. 3. Vergilerin yüksek olması, en azından ilk bakışta, kişi başına düşen milli geliri azaltıyor değil arttırıyor gözükmektedir. Tabi ki artacak. Çünkü daha çok vergi demek, devletin daha çok gelir elde etmesi demektir. Ve ayrıca kişi başına düşen milli gelirin, “özgürlük” ile doğrudan hiçbir alakası yoktur. 4. kamu yatırımlarının ağırlığı büyüme oranını azaltmıyor, aksine bir miktar arttırmadığını söyleyemiyoruz. Kamu yatırımlarının, büyüme oranını artırdığı yanlış değil. Ama sizin de dediğiniz gibi bu oran çok az. Fakat Türkiye’ de son beş yıllık periyodu göz önüne alırsanız özel yatırımların ağırlığının artması ile birlikte, büyüme oranında pozitif manada çok hızlı bir ivmelenme yaşandı. Madem pratik üzerinden gidiyoruz, önümüzde böyle bir örnek de var. Görmezden gelemeyiz. 5. Devletin ekonomiye müdahalesinin ülkeleri fakirleştirdiği, ve devletin ekonomide ağırlığının düşük olduğu ülkelerin, daha zengin olduğu iddiasının, en azından incelediğimiz bu istatistikler bağlamında, gerçek dışı olduğunu, sanırım açıkça görüyoruz. Ülkenin zenginleşmesi farklı bir olgu, bireylerin zenginleşmesi farklı bir olgudur. Ekonominin çarkları devletin elinde ise, gelirin paylaşımını yapan devlet olacağı için, zenginleşen birey değil, devlet olur. Özgürlük endeksinde de o ülke alt sıralarda yer alır. Bireyin zenginleşebilmesinin tek yolu, ekonomide tam serbestiye sahip bireyin belirleyici olmasına bağlıdır.

Yorum Yaz


İsim:

E-Mail:

Yorumunuz:



Son 10 Ceyhun ELGİN Yazısı


Tarih: 2010-08-17     ÖZELLEŞTİRME NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Tarih: 2010-04-24     EMEK, ÜCRETLER, SÖMÜRÜ VE SERMAYE
Tarih: 2009-10-09     İNSANİ KALKINMIŞLIK ENDEKSİ
Tarih: 2009-09-16     BİR GARİP YENİ DÜNYA
Tarih: 2009-08-28     EDWARD KENNEDY'NİN ARDINDAN
Tarih: 2009-07-18     ÜNİVERSİTE KONTENJANLARI: İKTİSAT
Tarih: 2009-06-04     EŞİTLİK VE VERİMLİLİK
Tarih: 2009-04-06     Yeni Bir Teori Gerekiyor!

Konuk Yazarlar

Son Yorumlar

HAFTANIN FOTOĞRAFI: REFERANDUMLU DEMOKRASİ

Kullanıcı Hesabı


   

E-Mail Listesi


Anket

12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandumda nasıl oy kullanacaksınız?